Hristodulidis ne söyleyeceğini ve ne yapacağını iyice şaşırmış görünüyor; kendi kendine konuşup duruyor!
İngilizler kabul etmişmiş gibi üslerinin geleceği ile ilgili görüşme yapacakmış ama Kıbrıslı Türkler bu konudaki söz haklarını “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönerlerse kullanabileceklermiş!” Daha bir sürü saçmalık!
Cumhurbaşkanı Erhürman bunlara yanıt vermek zorunda kalınca sazı alan Hükümet Sözcüsü Letimbiotis ise “Uluslararası hukuku, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını ve başka herhangi bir devlette kendiliğinden doğru ve açık kabul edilmesi gereken hususları öne sürerek, saygılı bir şekilde pozisyon almaya devam edeceğiz” diye konuşmuş…
İşin rengi anlaşıldı! Anlaşıldı ki Hristodulidis ve çalışma arkadaşları kendilerini “sorunsuz bir devlet” olarak görüyorlar ve “başka herhangi bir devlette, kendiliğinden doğru ve açık kabul edilmesi gereken hususlara” dayalı uygulamalar yapmaya çalışıyorlar.
Bütün mesele budur zaten!
1963-64 saldırganlığına karşılık Kıbrıslı Türklerin can ve mal güvenliğini az da olsa koruyabilmek için adaya BM Barış Gücü gönderme ihtiyacı ortaya çıktığı zaman BM Güvenlik Konseyi, bu gücün oluşturulması için “Kıbrıs Hükümeti’nin” onayını ve İngiltere, Türkiye ve Yunanistan ile işbirliğini şart koşmuştu.
Kıbrıslı Türkler kaliam tehdidi altındaydı ve Türkiye adaya tek başına müdahale edecek olsa müttefikleri ile bütün köprüleri atmış olacaktı. Kaldı ki Mart-1964’te “Kıbrıs hükümeti” olarak tanımlanan yapının tam olarak ne olduğu bile kesin değildi ve bu ifade ile tek başına Makarios ve arkadaşlarının anlatılmadığı, sözü edilen hükümetin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda öngörülen hükümet olduğu da açıktı. Türkiye de onay verdi ve BM Barış Gücü adaya gelirken Kıbrıs Hükümeti diye Makarios ve onun yanı sıra Kıbrıs Türk tarafı ile istişare içinde oldu.
O zamandan beri “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni muhatap almak isteyenler” Rum tarafı ile görüşüyorlar ama bu hükümetin Kıbrıs Cumhuriyeti toprakları üzerinde hakimiyeti olmadığı da birçok başka karar ve uygulama ile teyid ediliyor.
Artık bu sorunu çözme zamanı gelmişse birilerinin Hristodulidis’e, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “herhangi bir diğer devlet” ile aynı olmadığını; 1960’a dönebilseydik “iki toplumlu bir devlet” olacağımızı ve Cumhurbaşkanı’nın kendi kurduğu hükümetle birlikte “herhangi bir diğer devletteki gibi” istediği her şeyi yapamayacağını; Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönemediğimiz koşullarda ise bazı fonksiyonları “herhangi bir diğer devletteki gibi” yerine getiriyor olsa bile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “özürlü ve sorunlu bir devlet” olduğunu ve tam da bu nedenle “sorunlu AB üyeliğinin” AB müktesebatını adanın üçte birinde askıya alarak gerçekleştirilebildiğini hatırlatmalıdır.
Bu hatırlatma yapılmazsa Hristodulidis “sorunsuz bir devletin başkanı” gibi davranmaya devam eder, gider! Görüşme olur mu olmaz mı bilemem ama bu durum böyle devam ederse Kıbrıs sorununun çözümlenmeyeceğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu hatırlatmayı yapmak ise Kıbrıs sorununu gerçekten çözmek isteyenlere düşer!
Çözüm isteyen varsa Hristodulidis’e kim olduğunu hatırlatmalı!
Paylaş