Bundan 15 yıl kadar önce, Ulusal Birlik Partisi tek başına hükümet kurma olanağı elde etmiş ve kurulan hükümette Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’na getirilen Hasan Taçoy, KKTC’nin “bir bilişim adasına” dönüştürüleceğini her fırsatta dile getirmeye başlamıştı. Aradan geçen süre içinde bırakınız bilişim adası olmayı, haberleşmeyi bile doğru dürüst yapamaz hale geldik.
Çekmiyor! Bizim internet altyapımız haberleşme yükümüzü kaldıramıyor. Diğer tür haberleşme ise zaten tarihe karışmış bulunuyor.
Bunun temel nedenlerinden biri de internet bağlantılarını hala daha havada akıp giden dalgalarla sağlamaya çalışmamızdır. Bu eşiği atlayabilmek için evden eve fiber optik kablo döşenmesine ihtiyaç olduğu ilgili veya ilgisiz herkes tarafından bilinmektedir.
Sorun, bu kablo ağının kimler tarafından gerçekleştirileceği ve nasıl işletileceğidir. Kendi adıma, KKTC Telekomünikasyon Dairesi’nin bunu yapabileceğine zerre kadar güvenim yoktur. Bu güvensizliğimin nedeni, defalarca yaşadığım şahsi deneyimlerdir. Evden eve bakır kablo çekemeyen dairenin böyle bir ağı kurmaya yetecek kaynağı, bilgisi veya enerjisi olduğunu bir türlü düşünemiyorum.
Bu alanda faaliyet gösteren irili ufaklı özel sektör kuruluşlarımızın bir araya gelerek bu yatırımı gerçekleştirebilecekleri ileri sürülebilir ama bu konuda iddialı bir yaklaşım da ortada görünmüyor.
İşte bu ortamda KKTC’deki haberleşme altyapısının yenilenmesi konusunu tartışıp durmaktayız.
Kimimiz, haberleşme altyapısını “halkın” sayarak bunun Türk Telekom’a peşkeş çekilmekte olduğunu ileri sürüyor. Kimimiz KKTC yurttaşlarının bilgilerinin “başka bir devlet” dedikleri Türkiye’ye aktarılmasına karşı çıkıyor.
Bunlara karşılık ileri sürülen görüşler de var tabii…
Sendikalar, 25 yıllık protokolü, “25 yıllık esaret” olarak takdim ederken aradan geçecek 25 yılda böyle bir altyapıdan yoksun olarak yaşamak durumunda kalabileceğimizi ve bu sürede “bilişim adası olma” masalları dinlemeye devam edeceğimizi göz ardı ediyorlar.
Bilgilerimizin şimdiki halde bile Türkiye’deki kurumların depolarında biriktiği de görmezden gelinen bir başka noktadır. Şimdiki halde de konuşmalarımızı Türk Telekom üzerinden yapmakta veya Türkiye’nin haberleşme ağını kullanarak dünyaya bağlanmaktayız zaten… Kendi adıma, bilgilerimizin toplanabileceği başka teknolojilerin muhatabı olduğumuzu da düşünüyorum ama güvenliğimiz bakımından birinci derecede bağımlı olduğumuz veya olmak istediğimiz Türkiye’den neyi saklamaya çalıştığımızı anlamak oldukça zordur.
Konuya eleştirel yaklaşanların haklı olabileceği en önemli nokta, Türkiye’deki muhaliflere aklına esen her şeyi yapan iktidarın Kıbrıslı Türklerin bilgilerini nasıl kullanacağına dair endişelerdir. Evet; bu doğru! Doğru ama Türkiye’deki iktidarı sınırlamak için ilkel koşullarda haberleşmeye devam edemeyeceğimiz de doğru!
Böyle ortamda, “bilişim adası” olma hayalimiz devam ediyor ve bir süre daha edecek gibi görünüyor.