İnsan her zaman kendi çağında var olan bilgilerin dünyayı ve kâinatı doğru açıkladığını sanır.
Zaman içinde o bilgilerin yanlış olduğu ortaya çıkar ve doğru kabul edilen başka bilgiler onların yerini alır.
Gene zaman içinde onların da yanlış olduğu ortaya çıkar.
Ve bu böylece sürüp gider.
Sonuçta yaşamış ve yaşayan her insan, ömrünü dünya ve kâinata dair yanlış veya eksik bilgilere inanarak geçirir.
Gerçek, ulaşılması en zor olan şeydir. Belki de ulaşılsın diye var olmamıştır.
Kuşların göçü ilk zamanlardan beri insanların en çok merak ettiği konulardan biri idi.
Kuşlar neden havalar soğumaya başlayınca kayboluyor ve ısınmaya başlayınca yeniden ortaya çıkıyorlardı? Onlara ne oluyordu?
Dünyanın en ünlü ve etkisi hâlâ devam eden feylesoflarından biri olan Aristo’nun (MÖ 384 – 322) düşüncesi, bazı kuşların bir yerlerde kış uykusuna çekildikleri idi. Birkaç kuş ise kış yaklaşırken başka kuşlara dönüşüp ilkbaharda eski hâline avdet ediyordu. Kızılgerdan bu kuşlardan biri idi.
Milattan Önce 850 civarında yaşayan Homeros’un
açıklaması, turnaların pigmelerle dövüşmek üzere her sonbaharda dünyanın diğer ucuna seyahat ettikleri ve savaş bittikten sonra geri döndükleri yolunda idi.
Bilim adamı Charles Morton ise 1694’te leylek, kırlangıç ve turnaların kışları ayda geçirdiğini ileri sürdü.
Muamma 1822’de boynunda 76 santimetre uzunluğunda bir mızrak bulunan bir leylek, Almanya’nın bir köyünde görüldüğünde çözülmeye başladı. Leyleğin boynunun altından girip omzundan çıkan metal uçlu mızrak Orta Afrika menşeli idi. Demek ki kuşlar bir nedenle her yıl dünyanın bir yerinden başka bir yerine göçüp ilkbaharda geri dönüyorlardı. Bu fenomenin iyice anlaşılması ise çağımızda kuşların uydulardan ve vücutlarına takılan kameralardan izlenmesi ile başladı.
Ama kuşların yarıya yakınının göç ederken neden diğerlerinin hayatlarını aynı yerde geçirdiği bir bilinmez olarak devam ediyor. Ve muhtemelen hep öyle kalacak.
Bunları kısa bir zaman önce muon adlı atom altı bir parçacığın davranışının, bilinen fizik kurallarına uymadığının keşfinin açıklanması aklıma getirdi.
Bu bulgu bilimin kâinatta var olan madde ve enerji yapılarının tamamına ve fizik kurallarının hepsine vâkıf olmadığı anlamına gelmektedir. Bu da fiziğe dayalı bilgilerin yanlış veya kısmen yanlış olabileceğine işaret eder. Bu da kâinatla ilgili bilgi birikiminin tadilata uğrayabileceğini söyler.
İyi de bütün bunlarda, yani eksik veya yanlış bilgi ile yaşamakta saklı olan anlam ne?
Doğrusu bilmiyorum.
Kâinatın büyük bir patlama sonucunda 14 milyar yıl önce meydana gelmiş olması veya olmaması diğer hayvanların umurunda değil. Onların merakı nesillerini sürdürme ile sınırlı.
İnsanın ise, kim bilir neden, merakının sonu yok.
Kâinat onu meydana getiren bilgilerin toplamıdır.
Bu bilgilerin tamamını ilk kim bulacak diye, galaksileri dolduran gezegenlerde yaşayan akıllı yaratıklar arasında kâinatın yaratıcısının düzenlediği bir yarış var belki.
13 Nisan 2021
Faruk Ercan 1 Gün Önce
Hep merak ederek yaşadın bizi de düşündürdün. M.M. Mekanın cennet olur inşAllah.
Ruh ikizi 1 Gün Önce
Bir zamanların bir kısım doğrularını, bugün gülümseyerek hatırlıyoruz. Beydaba da, “İnsanın başına her şey gelebilir. Ay’da Güneş de tutuluyor.” der. Sayın MM bugünleri görseydi, neler yazardı acaba? Mekânı cennet olsun.
Ege’de Bir Sahil Kasabası 22 Saat Önce
Metin Bey, siz de gazetecilerin, “Muon”u olabilir misiniz? O, bilinen fizik kurallarına uymuyormuş, siz de benim bildiğim hiçbir gazeteciye uymuyorsunuz. Gazeteciler aleminde teksiniz. Birbirinden farklı birçok konuda yazan, hem de çok iyi yazan bir gazeteci daha tanımıyorum. Eşsiz, birbirinden lezzetli yazılar yazdınız bize. Yazılarınızı ve o yazıların bende bıraktığı tadı çok özlüyor olsam da, yine de şu an, kalanları okuyabildiğime de şükrediyorum.
Antalya 12 Saat Önce
Evrenin bir parçası olan insan merak duygusu ile anlamaya çalışır, ancak bazi sorular için kesin bilgiye ulaşması muhtemel değildir. Çünkü evren gizemini içinde barındıran bir sistemdir. Bu tür konuları geniş halk topluluğuna anlatmayı deneyen usta yazara teşekkürler.