Ana sorun güvensizlik

   Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını amaçlayan müzakereler yarım asırdan beri devam ediyor ve sonuç vermiyor...

   Rumların 1974-2004 yıllarında en güçlü propaganda malzemeleri merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tı...
   Birleşmiş Milletler’de, Avrupa toplantılarında, her yerde “Denktaş’la olmaz” tezini öne çıkarıyorlardı...
   Nihayet; AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Denktaş dönemi sona erdi...
   Rumların karşısına, AKEL ile ‘Yoldaş’ olduğunu söyleyen CTP’nin lideri Mehmet Ali Talat çıkarıldı...
   Kıbrıs tarihinde ilk defa Rum devletinin başına da Komünist lider olan Hristofyas geldi...
   Fakat bu iki yoldaş da çözümü başaramadı...
   Hristofyas; 2004 referandumuna saatler kala Annan Planı’na “hayır” kampanyası başlattı...
   Ve kapsamlı çözüm şansı bertaraf edildi...
   Daha sonra Eroğlu geldi, yine çözüme gidilemedi...
   ‘Son şans’ olarak Anastasiadis’in karşısına kendisi gibi Limasollu olan Mustafa Akıncı getirildi...
   Limasollu iki liderin ilk buluşmaları heyecan vericiydi...
   Karşılıklı zivaniyalar içildi, ortak mesajlar verildi ve mümkün olan en kısa sürede çözüme gidileceği belirtildi...
   Kıbrıs’ın kuzeyindeki saf insanlar bir kez daha umutlandırıldı...
   “Oldu, oluyor” derken, Anastasiadis gerçek yüzünü göstermeye başladı...
   Yıllarca EOKA-B’nin savunmasını yapan avukat Nikos, Cumhurbaşkanı olduktan sonra ENOSİS’e engel teşkil edebilecek bir anlaşmayı kabul edemezdi... 
   Ne yazık ki; propaganda sanatını bir türlü öğrenemeyen KKTC yönetimi, maskenin altındaki yüzü göremedi ve Rum-Yunan tarafının ana hedefini dünyaya anlatamadı...
   Suçlu pozisyonuna düşmemek için müzakere masasından ayrılamadı...
   Mülkiyette ve yönetimde karşı taraftan en ufak bir güvence almadan garantileri müzakere etmeyi kabul etti...
   Son ana kadar “Belki doğru yolu bulurlar” düşüncesiyle masadan çekilmedi...
   Crans Montana son duraktı...
   Bunu gerek Sayın Akıncı, gerekse Sayın Çavuşoğlu defalarca açıkladı...
   Rum-Yunan tarafı, uyarıları ciddiye almadan Crans Montana Konferansı’nı başarısızlığa sürükledi...

Bundan sonra ne olacak?

   Şimdi; Guterres Çerçevesi’ne sarıldılar...
   Ama bu çerçeveyi KKTC’den farklı yorumluyor, farklı anlam çıkarıyorlar…
   Ayrıca, federasyon tezinden uzaklaşmak için ortaya başka fikirler atıyorlar…
   Fikirlerin içeriğini net bir şekilde ortaya koymadıkları için, bizim tarafta saf insanlar bir anda bunu ‘İki devletli çözüm’ olarak yorumlamaya başladı…
   Bir kısım insan da ‘Merkezi hükümetin kısıtlı yetkilere sahip olacağı, toplumlara geniş yetki verileceği’ iddiasında bulundu…
   Meğer öyle değilmiş…
   Cumhurbaşkanı Akıncı son görüşmede Anastasiadis’in gerçek niyetinin böyle olmadığını ortaya çıkardı…
   Anastasiadis bizlere ‘siyasi eşitlik’ tanımadan, önemli yetkileri merkezde toplayıp, bizleri de 1974 öncesindeki gibi ‘hastanemizi, mahkemelerimizi, polisimizi ve sigorta kurumlarımızı’ yönetme yetkisiyle avutmak istiyor…
   Havaalanları ve limanların yetkisi kimde olacak?..
   Doğal gaz, ekonomi, muhaceret yetkileri kime verilecek?..
   Türk askerini gönderirken, Rum Milli Muhafız Ordusu’nun durumu ne olacak?..
   Hepsinden önemlisi, AB üyesi olmayan Türkiye ile ilişkiler nasıl yürütülecek?..
   İki ayrı dine sahip, iki ayrı toplumun bu topraklarda barış içinde yaşaması için taraflardan birinin, diğerini dışlayarak sonuca gidilmesi mümkün değildir…
   Gerilim istemiyoruz…
   Yeni acıların yaşanmasına şiddetle karşıyız…
   Her iki toplum da bu ülkede güvenlik içinde yaşamalıdır…
   Ve gelinen noktada, liderler öncelikle bunun yolunu bulmalıdır…
   İyi haftalar… 

YORUM EKLE