Anastasiadis ve yavrusunu yiyen kedi 

Sayın Nikos Anastasiadis’in beklenen açıklaması yapıldı. Bunun bende yaptığı etki, halk ağzı ile yazayım, “ kedi yavrusunu yemeye karar verdiğinde onu sıçana benzetirmiş “ sözü oldu.
 Evet, gündeme getirdiği “gevşek federasyon” ve yaptığı açıklama açıkça, BM Genel Sekreterinin inisiyatif yüklenerek görüşmeleri yeniden başlatma çabasını “yemek” niyetinin yansımasıdır. 
Bir kere,  iki tarafın Crans Montana’ya giderken ve 5’li Konferansın oluşmasını sağlayan en önemli temel; Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığındaki yakınlaşma idi.  Bunun, “sil baştan” yeniden ele alınmasını gündeme getirmek; görüşmeler, “Crans Montana'da kaldığı yerden devam etsin” diyen kendi tezine dahi ters olan bir tavırdır.
Çünkü samimi olsa, merkeze verilen hangi yetkilerin kanat devletlere devredilmesi gerektiğini, ana hatları ile bu basın toplantısında açıklayabilirdi. Buna açıklamasında hiç değinmedi. Ama etkin katılım konusunda, yalnızca merkezi yönetime ait kurullardaki oy meselesi üzerine yoğunlaştı.
Bunun üzerinden Federal organlardaki Kıbrıslı Türk oyunun ayırt ediciliğini tartışma konusuna taşıdı. Bunu yaparken de iki noktayı ustalıkla gizlemeye kalktı. 
Birincisi Federal Devletteki siyasi eşitlik noktasını;   Federal Bakanlar Kurulunun karar alınması için tek bir Kıbrıslı Türk Bakanın oyuna indirgeyerek,   etkin katılım ve siyasi eşitlik noktasını buna bağladı.
Fakat Federal Devletin Anayasa Mahkemesinde ve Senatodaki Eşit Temsiliyetini, siyasi eşitlik olgusunu ele alırken dile dahi getirmedi. 
Bilindiği gibi siyasi konularda söylenenler kadar, ifade edilmeyen temel noktalar,  yani gizlenenler de önemlidir. Sayın Anastasiadis gibi deneyimli bir hukukçu ve siyaset erbabı, söylenen kadar, ifade edilmeyenin de son derece önemli olduğunu bilmesi gerekir. 
Hele, görüşmelerin, “ Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesi gerekir”  diye bir tezi olan Sayın Anastasiadis, Sayın Akıncı ile üzerinde uzlaşılan bu temel noktalara süreçle ilgili itirazları olan biri olarak özellikle vurgu yapmalıydı.
Ama softa şaşırması içinde, yalnız Federal kurullar ile ilgili itirazlarını anlatıp, siyasi eşitliği yalnızca Federal Bakanlar Kurulundaki bir oya indirgemek. Ama Federal Devletin Yasama ve Yargı organındaki siyasi eşitliğini es geçmeyi, basit bir unutkanlık olarak ele almak mümkün değildir.
O zaman akla şu gelir. Bütün bunları da yeniden tartışmak mı istemektedir? 
Evet, akla gelir. Çünkü bu Federal Devletin ortak merkezi kurulları Sayın Akıncı ile görüşmeye başladıklarında aşağı yukarı 35 kadardı. Bunları 135'e çıkartan bizzat kendisi oldu. Şimdi artırdığı bu kurullara oy meselesi ile itiraz ediyor. Bu gerçek, ifade etmediği temel noktalar bağlamındaki bilinçli suskunluğu ile birleşince, Federal Devlet, siyasi eşitlik ve çözüm olgusuna dönük samimiyetini esastan sorgulamak noktasını doğallıkla yaratmaktadır.
Normal devlet ve Kürt oyu...
Açıklamasında yer alan iki ifade var ki akıllara seza! Biri, “ ben normal devlet istiyorum “ ifadesidir. Bu “normal” sözünü,  altında, Sayın Eroğlu ile birlikte imzası olan 11 Şubat 2014 Ortak Belgesinin ilk cümlesi olan “ bugünkü durum sürdürülemez ve devam etmesi Kıbrıslı Türk ve Rumların da çıkarına değildir”  ifadesi ile ele alırsak,   şimdiki devlet yapısını anormal olarak mı görüyor? Yoksa ona göre normal olan, 1964 ve 1974 statükoları ile oluşan bugünkü yapı mı? Bunu anlamak mümkün değildir. 
Diğeri ise çok ilkel bir demagojiye pervasızca başvurmasıdır. 
Ayırt edici Kıbrıs Türk oyu meselesi için, “Erdoğan’a sorun, kendisi Türkiye’de her konu ile ilgili bir Kürt oyu ister mi?” dedi. Burada yaptığı demagoji çok bayağı ve bayağı olduğu kadar tehlikeli. Bayağı, çünkü bunu kiminle tartışacak? Bizimle mi? Yoksa Erdoğan ile mi? Eğer “ normal devlet “ istese, soruyu Sayın Erdoğan’a değil, Kıbrıslı Türklere sorardı. 
Ancak yine yazalım. Türkiye üniter bir devlettir. Kıbrıs’ta ise konuşulan, İki Toplumlu İki Bölgeli Federasyondur. Hali ile Federasyonda esas olan, tek vatandaşlık, tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyet zemininde, Toplumların Siyasi Eşitliği ve bunun üzerinden, vatandaşların eşitliğidir. Hâlbuki üniter devletlerde demokratik temelde vatandaşların Anayasal eşitliğidir, esas olan. 
Bu nasıl bir demagojidir ki Federal ve Üniter Devlet sistemlerini bir biri ile karıştırıp, Federal Siyasi Eşitlik olgusunu ele alıyor. 
Üstelikte bu günümüz gerçeğinde, çok da tahrik edici ve kavgaya çanak tutucu bir yaklaşım. Bir kere eğer Sayın Anastasiadis, Türkiye insanının;  Türkünün, Kürtünün demokratik birliğine sevdalı ise , derhal;  Türkiye ‘nin İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Yargı konusunda konumunun AB Kriterlerine  göre şekillenmesine katkı koyacak olan, Türkiye- AB üyelik müzakerelerinde bizzat kendilerinin bloke ettiği 23. 24. FASILLARIN üzerindeki blokajı kaldırması gerekir.
Bu yüzden Sayın Anastasiadis, bu açıklaması ile yavrusunu yeme niyeti taşıyan ve onu sıçana benzeten kedi gibi davrandı.
 Amaç açıktır. EXXON Mobil’in sondajı öncesi BM Genel Sekreterinin görüşmeleri başlatma adımını bloke etmek. Bunu da kendisi söyledi. Çünkü açıklamasında,” eğer BMGS bir temel görmezse görüşmeleri başlatma çağrısı yapmayacak” vurgusunu özellikle yaptı. Bu oyun çok ilkel ve tehlikeli. Er geç bu oyununu, Kıbrıs Türk ve Rum Toplumları bozacaktır. 

YORUM EKLE