“Ankara, Ankara Seni Görmek İster Her...” 

 Türkiye ile Kıbrıs Türk Toplumunun ilişkileri bir türlü istenilen sağlıklı bir duruma giremiyor. Bu sevgi hem giderim, hem ağlarım yaklaşımı ile devam ediyor. 
Bu nedenle bunu biraz da rekabet içinde olduğumuz Kıbrıs Rum Toplumunun Yunanistan’la olan ilişkilerinin deneyi ile irdelemekte yarar var. Bu irdelemeyi yaparken iki tarafın da amacı hala ENOSİS derseniz, bunu sağlıklı olarak ele alamazsınız
 Yunanistan Hükümetinin,  Makedonya'yı; Kuzey Makedonya olarak isimlendirilmesini kabul etme kararı üzerine, Hükümetten istifa edip, siyasi krize yol açan eski Savunma Bakanı,  bu aşırı milliyetçi siyasetçi, istifa öncesi son Kıbrıs ziyaretinde şunu söyledi.
“İki Devlet, Bir Millet”
Evet, geçmişte ENOSİS için olmadık şey yapan Yunan Milliyetçilerinin sözcüsü, bugün böyle dedi.
Bu nedenle Kıbrıs Rum Toplumu ve Yunanistan ilişkilerini kısaca irdelemekte yarar var.  1960’a kadar süren EOKA mücadelesinde, ENOSİS ortak hedefi için “et ve tırnak” gibiydiler. Ancak 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti bunu farklılaştırdı. 
“Tırnak”, ne zaman ve nasıl kesileceğini, nasıl bir “manikür“ sürüleceği konusunda söz almak istedi.
Bu nedenle özellikle 1960 sonrası iki doktrin, Kıbrıs Rum Toplumu içinde ciddi tartışma yarattı.
Bunlardan biri “Atina Karar Verir, Lefkoşa Destekler“ idi.
Diğeri ise “Lefkoşa Karar Verir, Atina Destekler“ tezi idi.
Bu tezlerden ilki, 1968'e kadar çok etken idi. Bunun sebebi, özellikle 1964 Darbesi ile birlikte Yunanistan’ın Kıbrıs Rum Toplumuna yönelik ekonomik, siyasi ve askeri desteğinin ağırlığı idi.
Süleyman Demirel...
Ancak 1967 de gerçekleşen iki ciddi olay, bu dengeyi toplum içinde ikincisi lehine değiştirdi. Bunlardan biri, Geçitkale ve Boğaziçi saldırıları sonrası, dönemin Türkiye Başbakanı rahmetli Sayın Demirel’in, Garantörlük hakkına dayanarak askeri müdahale yapacağını kararlılıkla ifade etmesi üzerine, doğan krizin sonucunda gelişen oldu.
Buda tek bir silah atmadan,  ünlü Çinli düşünür Sun Tzu’nun ; “Gerçek Zafer, Savaşılmadan Kazanılan Zaferdir“ sözü gibi; savaşmadan, o kriz sonunda, Yunanistan ve Türkiye görüşmelerinden sonra, adada bulunan 10.000 Yunan askerinin ve General Grivas'ın ayrılması sonucu oldu.
Evet, 10.000 Yunan askerinin ayrılması, Kıbrıs Türk Toplumunun güvenliğini önemli ölçüde olumlu etkiledi. Ancak bununla sınırlı olmadı. 10.000 Yunan askerinin adadan ayrılması, aynı zamanda Kıbrıs Rum Toplumunun kendi kimliğine ve ağırlığına dönük siyaset geliştirmesine de yaradı.
Özellikle 1967 Yunan Faşist darbesi de Kıbrıs’ ta Rum Toplumu içinde demokrasiye ve kendi kurumlarına bağlılığı geliştirdi. 
Bu etkenler nedeni ile ikici tez; yani “Lefkoşa Karar Verir, Yunanistan Destekler“ ağırlık kazandı.
Ama bu iki tez arasında ağırlık ikinciye kaysa da iç tartışma bitmedi. İki tez arasındaki bu tartışmada, Rum halkı indinde, ikincisinin ağırlık kazanması üzerine, birinci tezin iç ve dış destekçileri, mücadeleyi teröre döndürdü ve EOKA B böyle oluştu. İş, 15 Temmuz 1974 Darbesine kadar gitti.
Sonra 20 Temmuz 1974 ve onlar açısından ağır kayıp oluştu.
Bu nedenle 1974 sonrası, belli bir dönem daha süren tartışmalara karşın, sonuçta ikinci tez, her iki tarafta ağırlık kazandı. Bu nedenle 2018’in sonunda Yeni Yıl Yortusunda aşırı milliyetçi Eski Savunma Bakanı, “İki devlet, bir millet” ifadesini kullandı. 
Evet, Kıbrıs Rum Toplumu, Yunanistan ilişkileri tüm sorunlara karşın değişerek, yenilenerek devam ediyor. Bugün AB ve BM temelinde çağın ihtiyaçlarına göre devam ediyor.
Peki, bizde neden hala bu ilişki Türkiye ile sorunlu?  Çünkü ilişki “alan veren“ özelliğini aşamadı. Bu ise ciddi güvensizliği besliyor. Türkiye, siyasi ve düşünsel olarak Kıbrıs Türk tarafına dönük güven duymuyor. Bu nedenle bu açığı siyasi, demografik, ekonomik ve bazen bunlar ağırlığındaki siyasi müdahalelerle kapatmaya çalışıyor. Bu ise Kıbrıs Türk tarafında açık tavır alanların sözleri yanı sıra, Türkiye'ye destek verenlerin gizlenmiş tepkilerini barındıran, sahte sevgi gösterilerine yol açıyor.
Bu nedenle Kıbrıs Türk Toplumu ile Türkiye ilişkilerinin sağlıklı olarak ele alınması hala ayakları üzerine oturamıyor. Çünkü bir türlü bu topraklarda yaşayanların yani, Kuzeyde yaşayanların, “tek halk” olmaları süreci ilerleyemiyor. Etnik ve yöresel kökene göre ayrıştırma, siyasi maharet sayılıyor.
 Sayın Süleyman Soylu adayı ziyaret etti. Resmi temaslardan sonra bir sivil Toplum Örgütünü de ziyaret etti. Eğer bu gerekli idiyse,  hade solcular sevilmez diyelim, neden Kıbrıs Türk Mücahitler Derneğini de listeye eklemedi? Olmasın demiyorum olsun, ama neden yalnızca Karadenizliler Derneği’ni ziyaretle yetindi? Neden köken ve siyasi düşünce farkı göstermeden herkes ele alınmadı?
Sonunda başlığın eksiğini tamamlayalım. “Seni Görmek İster Her Bahtı Kara”...
Bütün bunları sağlıklı tartışamazsak, maalesef bu önemli olguyu, yani Türkiye- Kıbrıs Türk Toplumu ilişkilerini bozan, hamaset ve maddi çıkarcılık kıskacından çıkamayacağız. Bu ise en büyük zararı iki tarafa da vermeye devam edecek. 

YORUM EKLE