Aramızdaki fark                              

   Güney Kıbrıs, 5 yıl önce yaşanan ekonomik krizi büyük ölçüde atlatmayı başardığı halde, önlem almaya devam ediyor…

   Kuşkusuz; başarının belli başlı nedenleri vardır…
   Bunlara kısaca göz atalım:
   -Birincisi AB’nin 100 milyar Euro civarındaki mali yardımı…
   -İkincisi özelleştirmeler… 
   -Üçüncüsü ve en önemlisi dış yatırımların artırılması…
   Rum lideri Nikos Anastasiadis, yatırımların artırılması için Mısır başta olmak üzere çok sayıda Arap ülkesini ziyaret ederek, ortaya koyduğu teşviklerle büyük bir başarı sağladı…
   Halen Güney Kıbrıs’ta Mısırlı işadamları tarafından finanse edilen 2 dev projenin inşaatı sürüyor…
   Bir tanesi Limasol civarında 200 milyon Euro’luk otel, villa, apartman ve marina projesi…
   Diğeri Ayia Napa’da 250 milyon Euro’luk marina, otel, alış-veriş merkezi ve villa projesi…
   Limasol Limanı da merkezi Dubai’de bulunan şirket tarafından yönetiliyor…
   Mısır’ın dışında çok sayıda İsrail ve Rus şirketinin güneyde tamamlanan ve halen devam eden yatırım projeleri vardır…
   Yürütülen planlı çalışmalar sayesinde ekonomide düzelmelerin başlamasıyla birlikte işsizlerin sayısı da 100 binden 38 bine geriledi…
   Rum Yönetimi, ekonomiyi daha da iyileştirmek adına 5 Bakan’ın görev aldığı bir kurul oluşturdu…
   Bakanlar; yapılan toplantıların sonucunda, ileri adımların atılabilmesi için ‘Uzmanlar Kurulu’na ihtiyaç duyduklarını belirterek, bu yönde adım atma kararı aldı…
   Bu ne anlama geliyor?..
  Bizdeki gibi  “Her şeyin en iyisini biz biliriz veya bize öneri sunan sendikalar biliyor” zihniyetinin tam tersi bir yönetim anlayışı var Rumlarda…

Bakanlar mı biliyor her şeyi?

   Bizde bazı bakanlar bırakın ekonomiyi, siyaseti, sporu, medya konusunda bile bu mesleğe yıllarını adamış insanlardan görüş alma ihtiyacı hissetmeden karar alabiliyor ve bu temelsiz kararları Bakanlar Kurulundan da geçirebiliyor…
   İşte bu tür zihniyetlerin yönetimde bulunmasından dolayıdır ki; KKTC devletçiği 44 yılda kendi ayakları üzerinde durabilecek bir yapıya kavuşamadı…
   KKTC’de siyasete olan güven dibe vurdu…
   Çevre, trafik, adli olaylar konusunda halkı mutlu edebilecek bir yapının 44 yıl sonra dahi oluşabileceğine kimse inanmıyor…
   Gençler geleceğe güvenle bakamıyor…
   Çocuklarının bu ülkede insanca yaşayabileceğine inananlar yok denecek kadar azaldı…
   İnsanlar üretimden büyük ölçüde koparıldı…
   Yüzlerce hayvan üreticisinin dünkü eylemi bunun en somut kanıtıdır…
   Bazı kesimlerin, dünkü eylemde yer alan traktörlerin pahalı oluşunu gündeme getirerek, hak arayışındaki bu insanların eylemini basitleştirme girişimleri, çok üzücü ve moral bozucudur…
   Ayrıca iç barış açısından tehlikelidir…
   Siyasi amaçlı sendika eylemleri ile hayvancıların eylemini karıştırma hakkımız yoktur…
   Bu insanların tek derdi ekmek parasıdır…
   Onların en büyük korkusu üretimden koparılmadır…
   Üretmeyen bir toplumun geleceğinden söz edilemez…
   
Nereye varacağız?

   Güzel ülkemizde Kıbrıslı Türklerin ‘iki seçenekle’ karşılaşacağı günlerin çok yakın olduğu görülüyor…
   Her iki seçenek de acı verici olacak…
   Ancak; bu hale gelinmesinde siyasiler kadar onları yetkilendiren halkın da sorumlulukları vardır…
   Bundan 30 yıl önce 35 yaşındaki adamın emekli çıkmasına tepki gösterip, yollara dökülen olmadı…
   Sendikaların 10 dakika içinde eylem kararı alabilmesine olanak veren bu düzene herkes sahip çıktı…
   Eğitim ve sağlıkta tam güne geçilmesi için yollara dökülüp, hesap sormak kimsenin aklından geçmedi…
   Sadece Barış Harekatı sonrasında değil, ondan önceki yıllarda bile Kıbrıslı Türklere maaş ve iaşe gönderen, can ve malını koruyan Türkiye’ye yönelik saldırılar “Bana dokunmayan bin yaşasın” mantığıyla izlendi ve tepkisiz kalındı…
   Haydi bakalım…
   Önümüze çıkacak iki seçenekten birine istesek de istemesek de ‘evet’ diyeceğimiz günler yakındır… 

YORUM EKLE