Aşkın “E” hali

Geçen gün, düşünüyordum. Bir zamanlar güzel bir film seyretmiştim. Virginia Woolf'un hayatından ve başyapıtı sayılan Mrs. Dalloway'den esinlenen, The Hours, -türkçesi, Saatler olan ve Stephen Daldry’nin yönetmen olduğu film...
Çok güzel bir filmdi. Ve bana her nedense, bu yazıyı yazma ilhamı verdi. 
Saatler...
Aşkın "E" hali...
Fiilin; çekim eksiz hali gibi.
Kimilerine işkence verir, kimilerine tarifsiz heyecan ve mutluluk verir, beklerken sevgiliyi, beklerken canlara kavuşmayı; aşkın yalın hali gibidir. Katıksız, saf ve koşulsuz... 
Saatler ve aşk. Birbiri ile ilgisi olmayan iki tane ayrı kelime gibi görünür... Bunun gibi bazen cümleler de, ilk başta birbirini tutmaz. Dağınık görünür. Birbiriyle bağlantısı olmayan yollardan geçip, birbirine nasıl bağlanacağını görmek, bilmediğim cümleler arasında dolaşıp kaybolmayı severim. Zaman zaman, her zaman değil. Ara sıra.
Heves ederim. İçimi garip bir heyecan sarar. 
Dudaklarımın kenarında, hınzırca bir gülümseme belirir…
Kaybolacağınızı bilerek, siz hiç sapar mısınız, bilmediğiniz yollara?
Ben severim.
Alakasız yollara girmeyi…
Buraya kadar yazdıklarım gibi. Size birbiriyle bağlantısı olmayan cümleler kuruyorum gibi geliyor.  
Hedefime ulaşırken, herkesin gittiği yollardan geçmeyi sevmem.
Başkalarının kokuları vardır. Başkalarının izleri vardır. Sevinçleri vardır. Hüzünleri vardır. Başkalarının zaman izleri vardır.
Oysa ben, benim izimi taşısın isterim, geçtiğim yollar. 
Arkamdan gelenler benim kokumu alsınlar isterim. Yasemin kokumu. Isparta güllerimin kokularını... Yürürken, saatlerle bazen yarış ederken...
Bana ait olan ayak izleri...
Bana ait olan zaman ve saat dilimleri...
Mutluluklar, acılar, gözyaşları ve daha bunun gibi bir sürü duygu yumağı. Bazen bir ses, bir tat, bazen ise bir rüzgâr... Tenini ürperten ve seni üşüten bir fırtına... Sana hatırlatır. 
Aşkın “E” hali; katıksız, yalansız, dolansız, koşulsuz... 
Lütfen beni sevme, koşullarla, seveceksen, 
Lütfen beni sevme, değiştirmeye çalışacaksan, 
Acır sonra, tenim acır. Seni özlediğim zaman, acıyla özlerim. Aşkla değil...
Aşkın “E” hali...
İşte beni böyle sev, seveceksen...
Zamansız gibi...
Gösterişi olmayan, süsü püsü olmayan, toprak kadar doğal olan…
Hani yağmurdan sonra toprak kokusu olur, öylece, sev beni.
Çünkü ben de öyleyim.    
Aşkın “De” hali değil, “E” hali gibi...
Sevmekten korkma... 
MIŞ gibi değil, hiçbir eki olmayan, saf duru ve net gibi sev, seveceksen... 
Aşkın ilk hali gibi... Zamanı olmayan gibi... 
Sade, yalın, hiç bir çekim eki taşımayan...  
Niye her zaman bildiğimiz yollardan geçmek isteriz? 
Hep bildiğiniz yerlere çıkmak için mi?
Yoksa hayatın gerçeklerinden korktuğunuz için mi? 
Ve sen…
Uçsuz bucaksız gibi, aşkın “E” hali gibi... 
Bazen koşar adımlarla, bazen ise saatin durmasını istediğimiz zamanlarla...
Buğday tarlalarında yürürken, bunları düşündüm. Akşamüstü değil, bir seher vaktinde. Saate bakmadan, saat takmadan... Ben çok uzun zaman önce saat takmayı bıraktım. Yönümü güneş ve gökyüzüne bakarak tahmin ediyorum. Ve yanılmıyorum. Uzun yollardan geldim. Yürüdüm, hem de çok. Zaman ile yarış etmekten, saatlerin kölesi olmayı bırakmak.
Aşkın yalın halini düşündüm. Karar verdim. Ben en çok onun “E” halini seviyorum.  
Peki siz?  

YORUM EKLE
YORUMLAR
sefa polat
sefa polat - 2 hafta Önce

hayat kavgasında,İnsanın içini rahatlatan yazılarınız için teşekürler HARE HANIM

hare ergen
hare ergen @sefa polat - 1 hafta Önce

teşekkür ederim:)

banner471

banner459

banner465

banner460