Baf, Leymosun, İskele...

Geçtiğimiz günlerde Güzelyurt'ta Baf Şehitleri törenlerle anıldı. Evet bu, tarihimize dönük önemli bir etkinlik. 
Ancak bu anma törenin yapılmasından bir gün önce, basınımıza;  AKEL Baf Komitesinin, Baf Belediye Başkanı Fedonas Fedonos'a Baf Kasabası ile ilgili ciddi bir eleştirisi yansımıştı. 
 AKEL Baf Komitesinin söz konusu açıklamasında, Baf  Belediye sınırları içinde bulunan Kıbrıs Türk mallarına yönelik olarak Belediye Başkanının keyfi davranışlar sergilediği eleştirisi yapılıyordu. 
Belediye Başkanının Kıbrıslı Türklerin evlerini keyfi bir şekilde yıktığı, aynı zamanda yasalara karşın Kıbrıs Türk Emlak’ını elinde tutmaya çalıştığını ve bundan ciddi endişe duyduğunu ifade ediyorlardı. 
Bundan bir müddet evvel arkadaşlarla Kasaba’ ya yaptığım ziyarette, özellikle Mutallo'da yapılan düzenlemeler dikkatimi çekmişti. Bu düzenlemelerde ana çabanın, Mutallo'da Kıbrıs Türk varlığını yapılan düzenlemelerle görünmez kılma olduğu sonucuna arkadaşlarla birlikte varmıştık. 
Şimdi AKEL Baf Komitesi, Belediye Başkanını Kıbrıs Türk evlerini yıkmakla ve tüm mal varlığına ve değerlere dönük dostane olmayan yaklaşımda bulunmakla eleştiriyor. 
Peki, Baf Şehitlerini anma çabalarında,  Baf ‘ta yüzlerce yıla damga vuran Kıbrıslı Türklerin o topraklarda yer alan değerlerini, eserlerini korumak veya hatırlamak yer alıyor mu?
Bu üstelik yalnız Baf’a özgü değildir. 
Aynı şekilde Leymosun ve İskele'de yüzlerce yıla dayalı olan toplumsal değerlere, eserlere diğer kültürel varlıklara dönük aynı duyarsızlık var.  Sanki buralarda atalarımız yaşamamış, toplumsal kökenlerimiz yokmuş gibi bir yabancılaşma ortak davranış biçimidir. 
Evet, buraları Kıbrıs sorunu nedeni ile geride bıraktık. Geride bırakmamız bir gerçek. Ancak toplumsal duyarlılıkta ve hafızada geride bıraktığını silmek, kabul edilecek bir şey değildir.
Özellikle 1974 sonrası Kuzeyde hakim olan siyasi anlayış, geride bıraktıklarımızı toplumsal hafızadan silmeyi, Kuzeydeki toplumsal varlığı pekiştirmek anlayışı üzerine kurdu. 
Güneyde ise siyasi anlayış,  Kuzeyde geride bıraktıkları değerleri sürekli toplumuna ”unutma” kampanyaları ile hatırlatma üzerine kurarken, Güneyde kalan Kıbrıs Türk değerlerini silmek veya görünmez kılmayı da amaç edindi. 
Böylece Kuzeyde ve Güneyde bu çabalar,  Kıbrıslı Toplumların kimliklerini, siyasi hedefleri için değiştirme üzerine bina edildi. İki taraf, başta mezarlıklar ve ibadet yerleri olmak üzere, diğer toplumun izlerini görünmez kılmak üzerine bina edilen bu siyasetleri üretmeyi marifet saydı. 
1977 yılında Meclisten İTEM Yasası çıkarken, rahmetli Alper Orhun, Naci Talat, Özker Özgür, Burhan Nalbantoğlu gibi muhalif sesler,  söz konusu yasanın, bazı insanları servet sahibi yapacağını ama çoğunluğa haksızlık getireceğini ifade ederlerken bir noktaya daha vurgu yapmışlardı.
Bu yasanın, yıllar sonra Kıbrıs Türk Toplumunu adada mülksüzleştireceği eleştirisini getirmişlerdi. Buda yaşanıyor. Hakkını alamayan, bu yüzden gönlü kırılan insanlar. Hala karşılığını bulamayan 5 milyarlık eşdeğer mal puanı. Bu arada Kuzeyde ciddi bir şekilde el değiştiren mülkiyet. Buna bir de 1974 sonrası duyarsızlıktan ötürü yok sayılan, ilgisiz kalan Güneydeki Kıbrıslı Türk Emlakları.
Bu gün AKEL Baf Komitesinin eleştirisinde yer aldığı gibi.  Yıkılan Kıbrıs Türk evleri, kısacası “beytambal mal “ konumuna düşüp,  Güneyin yasalarına karşın kolaylıkla el konulabilen emlaklar. 
Bu hallere dönük Kuzeyde oluşan duyarsızlık. Evet, Baf, İskele, Leymosun şehitlerini analım. Ama geride bıraktığımız o güzel köy ve kentlerdeki kültürel değerlere, evlere, dağlara, ovalara, ormanlara, derelere ve her şeye karşı da yabancılaşmayalım. Eğer bu olursa,  o zaman, o şehitleri anmanın anlamı havada kalır. Onlar neden öldüler? Yani, neden gönülden silinen o topraklara gömüldüler sorusuna cevap bulunamaz. 
Bugün ana dili Türkçe ve Yunanca olan iki toplumun insanları artık, Güneyde ve Kuzeyde “diğer” toplumun geride bıraktığı değerlere saygı duymamız gerektiğini kavramalıdır. Biz ise Kuzeyde yaşasak bile Güneyde geride bıraktığımız değerlerimize dönük yabancılaşmayı artık bırakmalıyız. Kendi köklerini unutan, toplumsal varlığını koruyamaz ve geliştiremez. “Diğerini” silmeye kalkan, ister Güneyde, isterse Kuzeyde yaşasın, gerçekte kendi ortak vatanını siler... 

YORUM EKLE