Baltanın sapı!

Ülkenin içine düşürülmüş durumu gerçekten içler acısı. Günlük yaşam akışı devam ediyor sanırsınız ama değil!
Ülkede “doğru” olarak değerlendirilecek hiçbir şey kalmadı. Yaşamlar düzgün akmıyor!
Zaman, zaman biz Kıbrıslılara ters gelen, uzlaşı yolundaki pozisyonlarımızı derinden etkileyen tavırlar, kararlar alınsa bile derdimize deva olan, başımız her derde girdiğinde hamiliğini gösteren Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Cumhurun başı, 20 Temmuz törenlerine icabet için adaya gelecek ama bazı siyasi yapılar bu gelişi protestoya hazırlanıyor. 
Ne acıdır ki güneyde aynı çizgide tavırlar sergiliyor!
Sapla samanı birbirine karıştıranlar makama saygıyı rafa kaldırmış, kişisel öfkelerinin esiri olmuş!
Ülke politikasındaki cehalet “kahve bile içmem” dedirtebiliyorsa, o cehalet, 
20 Temmuz’un mimarı Ecevit gibi insanın, saygıyı destur edinmiş bir devlet adamının resmini duvarlardan kaldırıyorsa, bu işte bir iş var!  
“Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok” mu desem, “cürmün kadar davran” diye mi seslensem!
Baltanın sapına mal olacak bu coşkuya bir anlam veremedim! Balta saplandığı yerde, kırık sap elde!
Türkiye’ye girişine yasak konulan kimseler var! 
Bunun nedenlerini sormak önce hükümete düşer. Hatta gerekirse “şu, şu sebeplerden dolayı” diye açıklama yapılabilir. Bunun yolu sahnelerde oyun sergilemek, somun pehlivanlığı peşrevi çekmek hiç değildir.
Yandaş bir takım kesimlere yaranmak, kıvrılıp dökülen kelimeler arasında bocalamak, güneyin görüşleriyle birlikte hareket ettiklerini kanıtlamak için baltanın sapını kırmanın alemi yok!  
Dayı gibi davranmanın bana göre bir adabı var! 
Bu bana neyi hatırlattı bilir misiniz? Hani o ‘ne memurunu, ne paranı’ diyenlerin maaş kuyruğunda, kuyruk olmalarını anımsattı! 
Gün olur vekillerin maaşını ödeyenlerin kırık sapla işleri olmaz ama kesin o kırık sap tarihe yazılır, ayrıca her şeyin bir bedeli de olacaktır! 
                                            ***
Gelelim kamuoyunu günlerce meşgul eden şeye! Şeye diyorum çünkü yaşananı tanımlayacak o kadar çok sözcük var ki!
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını yürüten muhterem istifa etti. 
Normaldir, edebilir! 
Yerine isimler önerildi, hatta bir başka siyasi yapıdan istifa edip ayrı oluşum yaratan kişinin adı bile söylendi. 
İş döndü dolaştı Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığına istifa eden muhteremin yeniden atanması geldi. Nitekim bu atama gerçekleşti.
Sormadan geçemeyeceğim, haftalarca kamuoyunu meşgul etmekten başka ne değişti! 
Fıkra malum, köyün ağası atın üzerinde, kahya yaya, kasabadaki işlerini görmek için yola koyulurlar. Önce köydeki işlerden konuşurlar, sonra dağdan, dereden söz ederler, Ağa sıkıntıdan muziplik yapmak ister, kahhaya “kahya şu yolun ortasındaki tezeği yersen bu atı sana veririm” der. 
Kahya’nın yürümekten dermanı kalmamıştır, öneriye balıklama atlar, çöker tezeğin başına, ıkına sıkına yer. Ağa mecbur attan iner, atın sırtına kahya biner.
Kasabaya gelirler, yapılacak işler uzar, sonraki güne sarkar. Ertesi gün öğle saatlerine işleri biter yola koyulurlar.
Saatler geçer, köye az bir yol kalmıştır. Ağa kara, kara düşünmeye başlar.
Kahya atın üzerinde ağa yaya, köye bu şekilde girmek büyük mesele. Ağa dayanamaz kahyaya bir öneride bulunur. “Bak kahya” der, “Yolun ortasındaki şu tezek var ya, şimdi o tezeği ben yiyeceğim, atı yeniden bana vereceksin” der.
Kahya ne yapsın, çaresiz “evet” cevabını verir. Ağa bir hamlede tezeğin başına çöker, gözlerini yumar ve yer.
Nihayet köye varırlar, ağa mırıldanır gibi kahyaya şöyle seslenir “yahu kahya köyden çıkarken atın üzerinde ben vardım, dönüşte de ben varım, biz o tezekleri neden yedik…”  
Ülkede taşa vurulan baltaların kırılan saplarını ne yapalım dersiniz?

YORUM EKLE

banner456

banner459

banner474

banner460