Elektrikler kesildiği zaman koro halinde sesler yükseliyor:
Bıktık, usandık…
Kaç yıldır aynı çileyi çekiyoruz…
Havalar soğuduğunda ve sobalar yakıldığında elektrikler kesiliyor…
Yazın aşırı sıcaklarda millet klimalara yüklenince yine kesintiler başlıyor…
Peki neden böyle?..
Elektrik üretimi yetersiz de ondan…
Elektrik ihtiyacının büyük bir bölümünü devlet üretiyor…
Devlet kurumunun başına, iktidardaki partilerin adamları getiriliyor…
Bunun için özel bir ihtisas, deneyim, başarı öyküsü aranmıyor…
Önemli olan görevi verenlerle ‘uyum halinde’ çalışmaktır…
Kurumun başına getirilenler ‘uyumsuzluk’ içinde olursa kısa süre içinde görevden alınıyor, bir başka yönetim geliyor…
Hasan efendi gidiyor, Mehmet efendi geliyor…
Mehmet efendi koltuğunu ısıtıncaya kadar o da gidiyor, yerine Hüsnü Bey geliyor…
İstikrarsızlık yüzünden kurumun ihtiyaçları zamanında karşılanamıyor…
Jeneratörler tekleyince “yetiş ana” diye bağırıyorlar…
Ana yenilerini gönderiyor…
Fakat sorun sadece jeneratörlerle sınırlı değildir…
İletim kablolarının önemli bir bölümü eskimiş, çürümüş vaziyette…
Rüzgar estiğinde, yağmur yağdığında kablolar kopuyor ve o bölgede elektrikler kesiliyor…
Trafo merkezlerinde de sorunlar yaşanıyor…
Bakım ve onarımları zamanında yapılmıyor…
Bunlara ilaveten zaman zaman akaryakıt krizi de yaşanıyor…
Stoklar sıfırlanma noktasına geldiğinde yine zorunlu kesintiye gidiliyor…
Böyle mi gidecek?..
Elektrik kesintileri Kuzey Kıbrıs’ın kaderi mi?..
Elbette değil…
Peki neden bu sorun çözülemiyor?..
Yöneten devlet olduğu için bunlar oluyor…
Devleti yönetenler partizanca davrandığı için…
Aynı zamanda özelleştirmeden korkulduğu için bunlar oluyor…
Devletin yönettiği kuruma ilaveten Aksa’dan, ihtiyacın yüzde 35’i kadar elektrik alınıyor…
Aksa’nın üretimi artırılamaz mı?..
Elbette artırılabilir…
Ancak bu kez ‘peşkeş’ tartışmaları gündeme geliyor…
Muhalefette olanlar ve sendikalar ‘peşkeşe geçit yok’ dedikçe, iktidardakiler korkuya kapılıp ileri adım atamıyor…
Meselenin özeti budur…
O yüzden kesintilere alışacağız…
Her fırsatta “bıktık, usandık” diyerek tepki göstermekle bu sorunu çözemeyiz…



Dünkü yazısında Metin Münir bey, adada yok olmaya yüz tutmuş kartalların Rumlar tarafından nasıl koruma altına alındığını yazıyordu. Niye biz Türklerden sorunlara çözüm gelmez.