BM Barış Gücü

 BM Güvenlik Konseyi yetkilisinin Kıbrıs sorunu ile ilgili açıklaması oldukça önemli idi.
“Taraflar gerçek irade ve sorumluluk göstermelidirler“ dedi.
Bu açıklama, BM Genel Sekreterinin Sayın Lute’yi Özel Danışman atamasından ve onun adada yaptığı temaslar sonrasında geldi.
Bu gerçekten önemlidir. Çünkü Sayın Lute'nin atanması ve onun temasları ile birlikte taraflar, kendi pozisyonlarını bir nevi ön şart gibi öne süren ve ötekini suçlayan açıklamalar yaptı.
İşte BMGK adına yapılan bu açıklama, iki tarafa dönük olarak verilmiş ciddi bir mesajdır.
Bu açıklamadan sonra, geçmişte denediğimiz, ancak etkili olmayan, hatta bize pozisyon kaybettiren tavırları,  özü aynı, ama biçimi dünden daha yumuşak olarak ele almamak gerekir.
Bu da Kıbrıs'taki BM Barış Gücü ile ilgili tavırdır. 
Kıbrıs Türk Tarafının çeşitli yetkilileri, BM Barış Gücü ile ilgili olarak, görevine son verilmesine dönük açıklamalar yapmaktadır.
Bu sağlıklı mı? Bunu her açıdan değerlendirmek, sorgulamak gerekir. Susmak hatadır. 
Bir kere BM Barış Gücü 1964'ten itibaren Kıbrıs'tadır. Yani varlığı fiili olarak Kıbrıs sorunun 1974'le oluşan bir sorun olmadığının göstergesidir. Ha, bunun dünya kamuoyunda etkin olarak kavranması oluşmamışsa, bunun sorumlusu esas olarak biziz. Demek ki bunu etkin anlatamamışız.
Bir gerçek daha var. 1974 sonrası Kıbrıs’ta bir ateş kes antlaşması dahi olmamıştır.
Bu gün çözümsüzlük şartlarında iki taraf ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri, sınırlarda karşılıklı durmaktadır. Üstelik günümüzde dünden farklı bir yeni durum daha var.
 Kıbrıs AB üyesi olmuştur.
Yani ister kabul edin veya etmeyin fiilen, bir AB üyesi ülkenin toprağındadır uyuşmazlığın tarafları.
Bu şartlarda eğer BM Barış Gücü adadan giderse, esas olan nokta şöyle gelişecektir. AB üyesi olan ama NATO üyesi olmayan “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile NATO üyesi olan ama AB üyesi olmayan Türkiye doğrudan doğruya adada “aracısız” karşı karşıya gelecektir. 
Hele BM Barış Gücünün adadan ayrılması söz konusu olursa, o zaman sınırlarda meydana gelecek her olayın veya yaratılacak provokasyonlarla doğacak her gerilimin doğrudan muhatabı TSK olacaktır.
Bazıları BM ayrılırsa Güney, KKTC ile temasa geçmek zorunda kalacak diyor. Bence tersi daha olasıdır. Yani “ Kıbrıs Cumhuriyeti” ile Türkiye’nin doğrudan temasa zorlanması daha büyük olasılıktır.
Çünkü Türkiye, çok büyük bir ülke olarak dünya ve Avrupa ile ilişkilerinin sürekli gerilim içinde olmasını arzulamaz. Böyle bir şey olursa düşünün, arada BM Barış Gücünün olmadığı ve sınır boylarında GKK yerine KTBK’nin daha fazla yer aldığı bu günkü şartlarda, geçmişte Derinya’da yaşandığı gibi provakatif olaylar yaşanırsa, muhatap doğrudan kim olur? 
Bu yüzden geçmişten ders almadan, dünün sonuç getirmeyen tutumlarını günümüzde, yumuşak biçimlerde ama özü aynı, ele almanın bir faydası yoktur. 
Dün, benzerini yaşamıştık. BM Barış Gücünün Kuzeye geçmesine sınırlar koymuş, onlara tavırlar almıştık. Ne oldu? Zaman içinde bunlardan geri çekilmek zorunda kaldık. Ama Güneyin Bağnazlarına da, taş atıp kolları yorulmadan, hak etmedikleri bir konumu almalarına katkı sağladık.
Üstelik buna karar verecek olan BM Güvenlik Konseyidir. Bilmiyorum ama BMGK’nin Kıbrıs’taki Barış Gücünün görev süresinin uzatılmaması ile ilgili bir eğilim tespiti mi yapıldı? Bence 5 Daimi üyenin hiç birinin konumu farklılaşmadı. 
Üstelik bunun somut göstergesi, yazının başına aldığım BMGK açıklamasıdır. 
Öyle ise neden böyle bir konuda, BMGK, Barış Gücünün görev süresini uzatacaksa, biz istemezdik ama uzattılar, görünümü verecek ve daha işin başında,  yenildik psikozuna uğrayalım?
Bu kime güç verir? Güneyin çözüm istemeyen Bağnazlarına.
Yakın zamanda yaşadığımız olumlu ve güzel örnek, Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı'nın Guterres Belgesine dayalı görüşme önerisi olmuştu. Bu Güneyin çözüm istemeyen bağnazlarının dünya ve kendi toplumu indinde iyot gibi açığa çıkmasına yol açmıştı. 
Bu yüzden görüşme arayışları öncesinde, gerek Cumhurbaşkanı,  gerek Hükümet ve Muhalefet, Güneyi korkutacak diye sert ifadelerden sakınması gerekir. Aksine, Türkiye ile birlikte yapıcı önermeleri geliştirmeliyiz.
Baksanıza tam da ekonomik kriz içinde Türkiye ile Hollanda’nın ilişkilerinin yeniden sıcaklaşması ne denli önemli oldu. Bu yüzden Kıbrıs sorununda daha yaratıcı ve çözümü zorlayıcı barışçı girişimlere ihtiyaç var. Çok gereksiz bir şeydir BM Barış Gücü ile uğraşmak.

YORUM EKLE