BM’den dünyaya yeni ekonomik sistem çağrısı

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD) eylül ayında yayımladığı raporda ekonomik sistem olarak neo-liberalizimden çıkılmasını ve küresel ekonomiyi yeniden dengeleycek ve tüm insanların refahını artıracak yeni bir anlaşma yapılması gerektiğini vurguladı. Örgütün genel sekreteri Mukhisa Kituyi küresel seviyede çok fazla olan borç yükünün ve piyasalardaki düşük oranlı talep kombinasyonunun küresel bazda sürdürülebilir ekonomik büyümeye zarar verdiğini beyan etti. Genel sekreter bu gelinen durum karşısında neo-liberalizimi suçlarken, devletlerin ekonomik ve sosyal gelişmelerin yönetimlerindeki rollerini özel sektöre bıraktıklarını ve böylelikle tüm sistemin büyük şirketlerin, finansal kurumların ve zengin şahısların eline kaldığını belirtti. Dünya’da artık 21. Yüzyıl için yeni bir ekonomik sistem kurulması gerektiğini raporda ve demecinde açıkça ortaya koydu. Örgütün küreselleşme direktörü Kozul-Wright konuyla iligli birçok alternatifin bulunduğunu ve acil olarak ekonomik ve sosyal dengesizliği ortadan kaldırılması amacı ile bu tip alternatiflere ihtiyaç duyulduğunu açıkladı. BM’ye göre burdaki esas amacın son yıllarda yapıldığı gibi enflasyonla mücadele etmek ve devlet harcamalarını kısmak yerine önceliğin piyasada para arzı yaratılması, sıfır işsizlik oranına kavuşulması ve çalışanların işlerdeki standartların yükseltilmesi olduğunu vurguladı.
   Yardım ve kalkınma vakfı olan ve 90 ülkede faaliyet gösteren Oxfam’ın Ocak 2017 yayımladığı rapora göre en zengin sekiz kişinin zenginliğinin (varlığının) 3,6 milyar insanın varlığıyla yani dünya nüfusunun yarısıyla eşit düzeyde olduğunu gösteriyor. Daha önceden hazırlanan ve guardian gazetesinde yayımlanan raporlarda ise dünya nüfusunun en zengin % 1’in tüm varlıkların % 40’ını elinde tuttuğuna işaret ediyor. Oxfam’ın Davos’ta siyasi liderler ve iş insanlarıyla paylaştığı raporda zengin ve fakirin arasındaki eşitsizliğin korkulan düzeyin üzerinde olduğu beyan ediliyor. Raporda yer alan teknik detaylarda büyük şirketlerin ve zengin iş adamlarının vergi yükümlülüklerinden kaçtıklarını, finansal güçleriyle siyaseti etkilediklerini, personel maaşlarını düşük seviyelerde tuttuklarını belirtiyor. Bu yüzden ekonomilerin yönetiminde temel değişimlerin olması ve ekonominin tüm insanların menfaatlerine işlemesi çağrısında bulunuyor.  
   Dünyada yaşanan varlık ve gelir eşitsizliğinden dolayı farkındalığın arttığı ülkelerde halkın talepleri politikacılar üzerinde baskı yaratıyor. Konuyla ilgili en belirgin grevler ve talepler Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de yaygınlaşmaya başladı. Bununla birlikte ABD’deki bazı eyaletlerde saat başı 7 Dolar olan asgari ücretin 2020 yılında 15 dolara çıkması yönünde anlaşmaya varıldı. Buna ek olarak İngiltere’de saat başı 5.5 Sterlin olan asgari ücretin 10 Sterline çıkması yönünde politik taahhütler verilmeye başladı. Avrupa Birliğinde ise henüz konuyla ilgili resmi bir gelişme yok. Zira birlik 2020 hedeflerinde işsizlik oranlarını azaltmayı planlıyor ancak gelir dağılımlarıyla ilgili bir hedef koymamış durumda. İsveç’te ise 2 yıldır sürdürülen günlük 8 saatlik çalışma mesaisinin 6 saate indirilerek iş ve özel hayat dengesinin korunmasını öngören çalışmalar yürütülse de ücretler ve zenginlik dağılımı konusunda bir gelişme gözlemlenmiyor. 
   Birleşmiş Milletler doğru söylüyor. Peki bizim ne yapmamız lazım derseniz Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Amerika’da çözüm için ilk adımlar sonuç getiren şekilde atılmaya başlanmış…


YORUM EKLE