Bosna-Hersek AB'de...

 Bosna Hersek Devleti AB üyesi olma yolunda ciddi bir aşamaya geldi. Nüfusunun % 50'si Müslüman Boşnak, %30'unun Sırp ve %17'sinin de Hırvat olduğu Bosna Hersek Devleti’nin AB üyesi olması yolunda gelişmesi son derece önemlidir.
  Önemlidir, çünkü Yugoslavya Federasyonu’nun parçalanması sonrasında Balkanların bu toprakları, kan denizine dönmüştü. "Halkların kasaphanesi" olmuştu. 
  Uzun süren vahşi savaşla çok acılar yaşandı. Saray Bosna' kuşatmasında Boşnaklar uzun yıllar süren acılar yaşadılar. Serebrenista katliamında Müslüman Boşnaklar vahşice katledildi.
  Sonuçta bu uzun ve kanlı savaş, 1995 yılında Boşnak Lider Aliya İzzetbegoviş, Sırp Lider Solobodan Milisoviç, Hırvat Lider Farnco Tudjman tarafından Dayton'da imzalanan barış antlaşması ile son buldu.
  Bu Antlaşmaya AT( AB), ABD, Fransa, Rusya, İngiltere, Almanya Devletleri de "gözlemci" statüsünde imza koydular.
  Bu antlaşma ile Bosna Hersek Devleti kuruldu. Bu devlet hiç yabancısı olmadığımız düzenlemelerle kuruldu. 
  Bu yeni devlet, iki ana bölgeye ve iki ana "kurucu devlete " sahip oldu. Biri Sırp Cumhuriyeti, diğeri Boşnak - Hırvat Federasyonu. 
 Federal ilkelerde kurulan bu ortak devleti oluşturan devletlerin, merkezi hükümet dışında kalan yetkileri kullanma hakkı olacaktı. 
  Ortak devlet; Dış Politika, Dış Ticaret, Ulaşım, Haberleşme, Hava Trafiği, Uluslarası Kurallar ve Para Politikasında merkezi yetkisi olacak, kalan yetkiler bunu oluşturan devletler tarafından kullanılacaktı.
  Ortak devletin 3 kişiden oluşan Başkanlar Konseyi olacak. Her 8 ayda bir, bu Ortak Devleti oluşturan üç etnik guruptan seçilen Başkanlar, dönüşümlü olarak Başkanlık yapacaktı. 
Bu 8 aylık dönüşümlü Başkanlıkta, Başkan, hangi etnik gruptan ise, iki Başkan Yardımcısı diğer gruplardan olacaktı.
  Ortak Parlamento; Halk ve Temsilciler Meclisi’nden gelen 42 üyeden olacaktı. Bunun 28'i Bosna Hersek'ten, 14'ü Sırp üyeden oluşacak. Yalnız Bosna Hersek Temsilcileri arasında en az beş üye Hırvatlardan oluşacaktı. Merkezi yargı, Merkez Bankası ve diğer merkezi kurumlarda oluştu.
Bunları kapsayan Anayasa oluştu.
  Bu Antlaşmadan sonra savaş durdu. Çok acılar ve vahşi bir dönem yaşayan bu halklar, Dayton Antlaşması ile yeni bir duruma girdiler.
  Dayton Antlaşması yürümez dendi. Hatta bu, "Bitmeyen savaşın kısa süreli durması" veya buna "yarım barış" tanımlamaları da yapıldı.
  Elbette ki bu kimse için ideal bir sonuç değildi. Ama mümkün olabilen iyi bir durumdu. Bu mümkün olabilen iyiyi geliştirmek gerekirdi. 
  Bu konuda şimdi, Kıbrıs'ta, mümkün olabilen iyi bir antlaşma yerine, kendi pozisyonuna dayalı "ilkeleri" çok öne çıkartan, sağcı veya solcu, ana dili Türkçe ve Elence olanlar bu gelişme nedeni ile bu kavramları yeniden değerlendirmelidir.
  Dayton Antlaşmasından sonra bunu yaşatmak ve geliştirmek gerekiyordu. Pek çok acının ve kuşkunun üzerine kurulan bu yapı, kurulduktan sonra pek çok sorunda yaşadı. Kimi zaman Bosna Hersek'in oluşturan yapılardan biri olan Sırp Cumhuriyeti, ayrılma tehditlerinde de bulundu. 
Ama antlaşmanın imzalanmasında gözlemci olan "yabancı" devletlerin de katkısı ile bunu oluşturan halklar, sorunlara karşın, bu yapıyı yürütme başarısı gösterdi. Sonuçta barışın ve işbirliğinin gerekli olan ağırlığı nedeni ile bu yapı yaşadı ve gelişti.
  Bosna Hersek Ortak Devletini oluşturan "kurucu devletlerin", bölgelerinde polislerin üniformalarından tutun, pek çok uygulamada farklılıklar vardır. Bu " federal" ilkelerin gereğidir. Buna karşın bu ortak yapı gelişti.
  Ancak, Ortak yapının gelişmesinin ve yaşamasının ciddi bir kaldıracı da Bosna Hersek'in AB üyelik süreci oldu. 
  Her üç kurucu halk, bu yapının gelişmesi için AB üyelik prespektifini de hareket noktası yaptılar.
Sonuçta Merkezi bir temsiliyet, tek uluslararası kimlik isteyen AB'ye bu Ortak Devletin üye olma süreci gelişti.
  Şimdi Kıbrıs'ta, Federal Çözüm devinimi içinde bulunan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlara bu en büyük örnektir. 
  Gerçekte biz, çok önceden herkese örnek olacağımıza, bağnazlıklarımızla şimdi başkalarının yarattıklarını kendimize örnek almalıyız.
  Üstelik nüfusunun % 50'si Müslüman olan Bosna Hersek AB'ye üye olma sürecine girmesi çok önemlidir...
  İslam Toplumu olan Kıbrıslı Türklerin, AB'ye ilk üye olma şansını malesef biz kaybettik. Ama bu şans şimdi yine var. 
  Bakın birlikte yaşayacağız, Bosna Hersek'in AB üyeliği süreci, şimdi de içindeki Sırp "oluşturucu devleti" nedeni ile Sırbistan'ın AB üyelik sürecine de katkı sağlayacaktır.
Ne acıdır ki 2002 ile başlayan Annan Planı sürecinde biz bu şansı kaybettik. Bu aynı zamanda Türkiye'nin AB üyelik sürecine yardımcı ve destek olmak pozisyonunu da böylece geliştiremedik.
Şimdi Bosna Hersek'in AB üyesi olması sürecinin gelişmesi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabasının en hareketli noktasında olmamız nedeni ile iki tarafı da derinden düşündürmesi gerekir. 
Çok acılar yaşayan bu halkların, böyle bir süreci geliştirmeyi başarma derinlikleri ve zenginlikleri 50 yıldır bu sorunu çözemeyen bizlere örnek olmalıdır.
  Artık Güneyde hakimiyetcilik, bizde de ayrılıkcılık üzerine gelişen kısır ortamları aşmak gerekir.
Dayton Antlaşması ile çözümü ve barışı geliştirdikleri ve sonuçta bu yapıyı binbir soruna karşın AB üyelik sürecine taşıdıkları için Bosna Hersek halklarını kutlamak gerekir… 
  Üstelik Bosna Hersek'in %50 Müslüman olan yapısı nedeni ile bu adım; Avrupa'da İslamofobinin geliştiği bu aşamada çok önemlidir. Evet, ne acıdır ki AB'ye üye olma şansının ilki olmadık… Ama bu alanda bir ilk olma şansımız hala var…
YORUM EKLE