Bunun adı faşist darbe

   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler, ‘Yerel İş Gücü İstihdamının Desteklenmesi Tüzüğü’ adı altında medya sektöründe yönelik ilginç bir uygulama başlattı...

   Peşinen belirtelim ki; atılan bu adım  ‘devlet parasıyla sendikalaşma’ anlamına geliyor...
   Ayrıca, Başbakan Yardımcısı’nın itiraf ettiği gibi  ‘batmış devletin’ kaynaklarını peşkeş çekmeye yönelik bir hareket özelliği taşıyor...
   Ne yazık ki; rüşvet ve suistimal iddialarının, arazi dağıtımları, kişisel ve partisel çıkarların tavan yaptığı ülkemizde, medyaya ‘sus payı’ verme girişimleri de tavan yapmış durumdadır...
  Öncesine gidelim...
  UBP-DP döneminde Maliye Bakanı Denktaş, CTP’li Birikim Özgür döneminde durdurulan TV yardımlarını yeni bir düzene sokmak için ‘bazı gazetecilerle’ görüşme yapmış ve sonunda her TV için Türksat’a ayda 9 bin dolar para verilmesi yönünde hükümet kararı üretmişti...
   Türksat, her TV için ayda 15 bin dolar olan uydu kirasını 9 bin dolara çekmek için yayın kalitesini yarı yarıya aşağı çekeceğini bildirdi...
   KKTC yönetimi için kalitenin önemi olmadığına göre, teklif kabul edildi...
   Sayın Denktaş, Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti olarak yaptığımız uyarıları hiç dikkate almadı ve kararını UBP’ye de kabul ettirdi...
   Bunun sonucunda kalite aşağılara çekildi, hafif rüzgarlı veya yağışlı havalarda yayınlarda kesintiler başladı...
   Olsun...
   İkinci adımda ‘gazetelere yardım’ adı altında siyasi parti organlarına maaş bağlanması gündeme geldi...
   Toplam satışların ve istihdamın yüzde 90’na sahip iki medya kuruluşunu dışta bırakmak için ‘ustaca’ koşullar belirlendi...
   Başka ülkelerde olsaydı, bunu yapanlar yargılanır, hüküm giyerdi...
   Ama burası KKTC...

Sendikalaşma harekatı

   Şimdi bir başka demokrasi dışı girişimle karşı karşıya bulunuyoruz...
   Özel yaşamında yöneticilik yapmamış, sorumluluk taşımamış bir kişi olan Çalışma Bakanı Zeki Çeler, geçtiğimiz hafta sonu Girne’deki bir balık lokantasında yanıdakilere şu müjdeyi vedi:
   “Bekleyin de haftaya medya patronlarının ayağında bomba patlatacağım...”
   Bombanın ne olduğunu dün öğrenmiş olduk...
   Çeler, Bakanlar Kurulu kararıyla ‘Yerel İş Gücü İstihdamının Desteklenmesi’ Tüzüğü’nün yürürlüğe girdiğini açıkladı...
   Bu tüzük nedir, neyi amaçlıyor?..
   Elbette merak ediyorsunuzdur...
   Sözde ‘basına teşvik’ uygulamasına göre; sendika ile toplu iş sözleşmesi imzalayan medya kuruluşlarının KKTC vatandaşı çalışanlarının sosyal sigorta ve İhtiyat Sandığı Primleri devlet tarafından ödenecek...
   Bunun anlamı, sendikalaşmayanlar dışlanacak...
   Yine bunun anlamı, çalışma izinli personel çalıştıranlar da dışlanacak...
   Şimdi dünyadan habersiz Çalışma Bakanı’na ve onu destekleyen hükümet mensuplarını göreve davet ediyorum...
    Özellikle matbaa ve grafik servislerinde, TV’lerin haber montaj bölümlerinde gece ve gündüz çalışabilecek, KKTC vatandaşı deneyimli eleman bulup bize göndersinler...
    Eğer bulamıyorlarsa, o zaman bu ayrımcılığı nasıl yaptıklarını izah etsinler?..
    KKTC ırkçılığa karşı bir devlet değil midir?..
   Bir başka önemli konu… 
   Tam da elektrik ücretlerine yüzde 30 zam yapıldığı ve insanların perişan edildiği bir dönemde medyaya para dağıtımı anlamına gelen bu hareket, medyanın bağımsızlığını daha da yok etme, para ile susturma anlamı taşımıyor mu?..

İki yüzlü hareket

     Çalışma Bakanı Çeler, iki gün önce Alihan Pehlivan arkadaşımızla birlikte bizleri ziyaret ederek basına yönelik bir teşvik kararı alacaklarını ve bizden de görüş isteyeceğini söylemişti...
   Halbuki; sözünü ettiği tüzük Bakanlar Kurulundan geçirilmişti...
   Bununla birlikte  dün başka örgütlerle birlikte açıklanan tüzüğü bizlere ulaştırmadığını, görüş ve düşüncelerimizi almadığını belirtmek istiyorum...
    Meğer Bakanlar Kurulu’ndan geçirmiş olduğu kararı açıklamaya hazırdı ve 11 Temmuz Basın Gününü bekliyordu...
   Bunun adı iki yüzlü, kaçamak bir siyaset değil midir?..
   Buradaki en büyük tehlike; devlet kaynakları ile medyayı teşvikten ziyade, para ile sendikalaşmaya zorlamaktır...
   İlgili Tüzüğün Bakanlar Kurulu’ndan geçirildiğini açıklaması ise, hükümet ortaklarının tümünün bu konudaki ciddiyetsizliğini ve sorumsuzluğunu da ortaya koyuyor...
   Seçim öncesinde ‘Kimin parasını kime veriyorsunuz. İktidara geldiğimizde bunları durduracağız’ diyenlerin, şimdi Çalışma Bakanlığı’ndaki birikimleri kullanarak, medyadan başlamak üzere özel sektörde ‘para ile sendikalaşma’ adımlarının atılması, demokrasimize vurulmuş en ağır darbedir.
   Bu konuda sadece Gazeteciler Cemiyeti’nin tepkisi yeterli değildir...
   Tüm ekonomik kurum ve kuruluşların da harekete geçmesi ve devletin değerlerine ve  diğer sektörlerde çalışanlara vurulmak istenen bu ağır darbe karşısında ses çıkarılması gerekiyor...
   Başsavcılığı ve Sayıştay’ı da göreve davet ediyorum...
   Çalışma Bakanlığı üst kademe yöneticisi olduğu dönemde bazı işçilerin çalışma izinlerini kurallara uymadan uzattığı gerekçesiyle Aytaç Çaluda’nın dokunulmazlığının kaldırılması isteniyorsa, Bakan olan Zeki Çeler’in ‘temelsiz kurallar’ üreterek, her ay 300 bin TL dolayında maddi çıkar sağlama girişimi yasal mıdır?..
   Bakanlar Kurulu’nun, devlet kaynaklarını belirli bir kesime, özellikle de siyasi parti organlarına dağıtma kararları insan haklarına, eşitliğe, hak ve hukuka uygun mudur?..
   Can çekişen esnaf sigorta primi yatıramadığı dönemlerde hastaneye gidemiyorsa, durup dururken sırf özel sektörde sendikalaşmayı gerçekleştirmek adına medyayı kullanma girişimini kabul edemeyiz...
   Artık “Yeter be kardeşim” deme noktasına geldiğimizi herkes bilmelidir...
   Önümüzdeki günlerde konuşacak çok şeyimiz olacak...
   Yeter artık... 

YORUM EKLE