Çıkmaz ayın son çarşambası...

Bazen çıkmaz ayın son çarşambası gibi gelse de hayat, her çıkmazın; çıkılacak bir tarafı vardır. İçinizde hiç te küçümsenmeyecek ölçüde kalan az da olsa sevgi kırıntıları ile çıkış yolu bulunur... Çok büyük sevgiye de gerek yok, çoğalır nasıl olsa, çok büyük aşka ta gerek yok, çoğalır paylaşıldıkça sevgi gibi...
Her şeyin bir zamanı var derlerdi... 
Tesadüf gibi görünen, rast gelen...
Ve bizler bu zamanlamanın tesadüf olmadığını,  bizler bu olanların rast olmadığını da anlarız... 
Sıcak bir yaz gününde, günlerden Çarşamba ve gökyüzünün masmavi renginde kaybolmayı düşlemek... Hafta sonu değil, işgünü... Yine de insanın içinden, kalkıp bahçeye gitmek, bahçede kokusu burnuna gelen incir ve yaseminler arasında oturmak geliyor... Bunlar hep çıkmaz ayın son Çarşambası gibi hissettiğimizden...  
Oysa içimizdeki kederler, 
Oysa içimizdeki; nereye gideceğini bilememek duygusu...
Ve daha bunun gibi bir sürü var oluş ile yok oluş arasındaki keskin ve ince duygu birikimleri...
Geçen bir cümle okudum... “Sonra bir bakmışsın, evlerinin önüne koca bir kamyonet yanaşmış. Bütün gülücüklerini, hatıralarını, hayallerini yüklemiş gidiyor. Geride bir çift ıslak bakış kalmış mı, kalmamış mı aldırmadan...”
Bir insanı insan yapanlardan biri de, aynen yukarıdaki cümlelerden oluşan; sonra bir de bakmışız ki, her vedalaştığımız bazen bir gülüş, bazen sayısız hayaller alıp gitmiş bizden... Ardında ne bıraktığını umursamadan...
Belki de bazen istemeden, belki de bazen isteyerek, hepimiz de tıpkı bu şekil, anılar biriktirmişizdir. Kim bilir... 
Çıkmaz ayın son çarşambası gibi bunları düşünmek...
Mevlana’nın dediği gibi hayat;  “üç sözden fazla değil tüm ömrüm... Şu üç söz; hamdım, piştim, yandım...”
Bazen çıkmaz ayın son çarşambası gibi gelse de hayat, her çıkmazın; çıkılacak bir tarafı vardır. İçinizde hiç te küçümsenmeyecek ölçüde kalan az da olsa sevgi kırıntıları ile çıkış yolu bulunur... Çok büyük sevgiye de gerek yok, çoğalır nasıl olsa, çok büyük aşka ta gerek yok, çoğalır paylaşıldıkça sevgi gibi...
Ve tüm bunları yaşarken, hiç durmadan ileriye giden zaman ile yarışmamak, meydan okumamak...  İnsanı fazlasıyla yoran, içinde bulunduğunuz durumu daha da zora koyan...
“Sevmişimdir…
Seyretmeyi…
Doğayı, insanları ve galiba etrafımda olan biten her ne varsa…
Oysa bu şehrin sokaklarından kaç telaş geçti bugüne dek…
Kaç kişi bir yerlere yetişmeye çalıştı.
Zamanla yarıştı ama hep zaman kazandı…
Elinizde kalacak olan şey zaman değil, zamanın getirdikleri ve bu esnada yakalayabildiklerinizdir…”
“Ham” olduğumuzda kaybettiklerimiz veya biriktirdiklerimiz,
“Piştim” dediğimizde kazanıp, bazen de geri adım attıklarımız,
“Yandım” dediğimizde de, bizimle kalan izler, hatıralar...
Hayat gördüğünüz gibi şu üç kelimenin özeti...
Bu yüzden zamanımızı kime verdiğimize, 
Bu yüzden zamanımızı nasıl harcadığımıza...
Ve zamanımızı nasıl geçirdiğimize bakacağız. Yarış atı gibi değil, bazen yürüyerek, bazen durup bekleyerek, bazen iki adım geri giderek...
Doya doya, hiç acele etmeden... Anlayarak, hissederek, her duygunun da tadına vararak...
Bazen çıkmaz ayın son çarşambası gibi gelse de hayat, her çıkmazın; çıkılacak bir tarafı vardır. İçinizde hiç te küçümsenmeyecek ölçüde kalan az da olsa yaşam sevgisinin kırıntıları ile çıkış yolu bulunur... Çok büyük sevgiye de gerek yok, çoğalır nasıl olsa, çok büyük aşka ta gerek yok, çoğalır paylaşıldıkça sevgi gibi... Yukarıda yazdığım gibi, zamanı istediğimiz gibi yöneterek, her şeyin bir çıkış yolu da bulunurmuş. Kendinize ve sevdiklerinize güzel ve şefkatle bakınız. Sevgi ile her şeyin çözümü oluyor. Haftaya görüşmek üzere...

YORUM EKLE

banner456

banner459

banner474

banner460