“ Çin İşi, Japon İşi”

 Ramazan Bayramını kutladık. Bu bayramda en fazla duyduğumuz sözlerden biri , “nerede eski bayramlar “ ifadesi oldu.
Bu söz, pek çok alanda da ifade edilmektedir. Ticarette, eğitimde, siyasette de bu ifade edilmektedir.
Bayram ziyaretlerinde, ya da aile buluşmalarında,  fazla şikâyet edilen ise, bir araya gelen insanların, muhabbet yerine, ellerindeki akıllı telefonlara başlarını gömerek, bir ileri, bir geri iterek, çekerek telefona gömülmeleridir.
Kuşkusuz yenilik güzeldir. Ancak yeninin eskinin insani, güzel, dayanışmacı değerlerini silmesi ve yerine çevreden kopuk bir ilişki biçimi geçirmesi güzel değildir.
Bu güzel olmayan yan ise, insanlarda düne dair olanı, daha cazip gösteren bir çağrışıma yol açması kaçınılmaz olur. Ama bu da karşılığı olmayan bir olgu olur. Çünkü bundan şikâyeti olanda kaçınılmaz olarak bu yeni olana uyum sağlamak zorunda kalır.
Dolayısı ile eskinin güzel olanı, yalnızca nostaljik bir hadiseye döner.
Hâlbuki esas olan, yeniye giderken ve eskinin sıkıntılı yanlarını geride bırakırken, yeniye, eskinin güzel olan değerlerini, barışık olarak geçirme becerisini göstermektir.
Bunu yaşamın her alanında beceren daha sağlıklı olur. Alın İngilizleri, yeniyi yaşamın her alanında takip ederlerken, bir kısım eski değerlerini de yeninin içinde yaşatmaktadırlar. 
Ama bizde yeni derken, dünün tüm değerlerini, siyasette, toplum yaşamında, hatta ticarette dahi,  silmek, karalamak, yok saymak meziyet olmaktadır.
Sonra yeni diye çıkan, eski Japon ürünleri gibi kısa sürede bir kenara atılıyor. Hadi bir başka yeniye! Böylece bir hayli insan ve değer “hurdaya” dönüyor.
Eskiden standardı düşük Çin ve Japon ürünlerinin piyasayı sarması üzerine dilimize bir ifade girmişti.
“Çin işi, Japon işi “. Böylece kalitesiz, içeriksiz ürün, iş için bu ifade kullanılırdı. Şimdilerde bu yok. 
Çünkü Çin ve Japonya üretimde ve yaşamın her alanında standart yakaladı. Hatta standart belirleyicisi oldu. Ama hem Çinliler, hem de Japonlar, biz beğenmesek bile, kendi eski olumlu değerlerini bu yeni gelişmenin içinde var ettiler. Bunları bir biri ile harmanladılar. 
Üstelik bunlar, Hintliler gibi “ Kitapsız” inanca sahipler. Ama güzel ve insani olan değerlerini de “Kitaplı” olanlar yıkarken, onlar yaşatmayı başarıyorlar. 
Biz ise tüm değerlerimizi küçümseyerek, burun kıvırarak, yok farz ederek, sözde yenileniyoruz. Böylece en güzel yanlarımız olan insani değerlerimizi eritiyoruz, tüketiyoruz.
Saygı, dayanışma, tartışırken dahi muhatabınıza değer verme gibi hasletleri kaybediyoruz. Bakın sosyal medyaya, kim nereye karşı ise, klavyenin tuşlarına mayın patlatmak için basılan düğmeye basar gibi basıyor. Patlat ki karşındaki yok olsun. Cevap ise bundan daha güçlü bir patlayıcı olmalı.
Sonuç ne? Kırılan yürekler, öfkeli insanlar. 
Evet, yeni güzeldir. Ama yeni, insani ve içerik bakımından güçlü olursa, eskinin güzel yanlarının üzerine yeni değerler ekler. Eğer yeni, eskinin güzel değerlerini yok ederse, bilin ki bu temelde ilerleme değil ancak modern aletleri kullanan vahşi ve güzellik üretmeyen “ mahlukatlar “ oluruz. 
İçindeki hümanizmayı beslemeyen hiç bir siyasi hareket, birey ve gurup asla insani değer üretemez.

YORUM EKLE