Dünya Ekonomi Forumu: Mutluluk ekonomisi ve paydaş sermayesi kavramı

Dünya Ekonomi Forumu 50’nci yıl buluşması geçtiğimiz hafta 21 Ocak 2020 – 24 Ocak 2020 tarihlerinde İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirildi. Ekonomik toplantıya dünyanın dört bir yanındaki 117 ülkeden siyasi liderler, uluslararası önemli örgütlerin üst düzey temsilcileri, 1.680 kişinin üzerinde dünyanın en zengin iş adamları ve/veya yönetim kurulu başkanları (CEO), uluslararası sivil toplum örgütü liderleri, akademi ve sanat camiasındaki liderlerden oluşan seçkin ve elit gruplar iştirak ettiler. 
  Zirve gündemini Davos 2020 Manifestosu şekillendirdi. Bu bağlamda, toplantılar 6 ana faaliyet alanı çerçevesinde gerçekleşti. Bu alanlar, sürdürülebilir bir dünyanın yaratılması amacı ile Ekoloji, Ekonomi, Toplum, Endüstri, Teknoloji ve Jeopolitik olarak şekillendi. Toplantının ana teması uyumlu ve sürdürülebilir bir dünya için paydaşlara önem verilmesi oldu. Paydaşlar şirket çalışanları, çevre, toplum olarak nitelendirilebilir. Burada esas üstünde durulan nokta ise 1973 yılında dile getirilen paydaş sermayesinin hayata geçirilmesi için atılan önemli adımlardır. Bu adım şirket hedeflerini, ekonomik yapıyı ve çevreye karşı duyarlılığı değiştirecek önemdedir. Zira, paydaş sermayesinin artırılmasındaki asli amaç gelir eşitsizliğini, toplumsal sınıf farklılıklarını ve iklim krizinin azaltılmasıdır. Formun gündemini yönlendiren bu konunun çözümü için adil vergilendirme, yolsuzlukla savaş ve insan haklarına saygı konularına işaret edildi. Dünya Ekonomi Forumu’nun kurucusu ve kurul başkanı Klaus Schwab şirketlerin artık paydaş sermayesini kucaklayacaklarını açıkladı. Böylelikle, sadece karı maksimize etmenin dışında kaynakları ve bilgileriyle birlikte hükümetlerle ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılması ve tespit edilen global sorunların çözülmesi yönüne gidileceği vurgulandı.
  Uzun vadeli risk görünümünde en büyük etkiyi yapan 10 adet faktör belirlendi. Toplumsal yapıda su krizleri, bulaşıcı hastalıklar, çevre alanında iklim değişiklikleri, doğal afetler, temiz enerji kaybı, kötü hava koşulları yer alırken, teknoloji tarafında siber saldırılar, bilgi altyapısı çökmeleri ve son olarak jeopolitik tarafta ise kitle imha silahları en büyük riskler olarak ölçüldü. Dünyayı ve ekonomileri tehdit eden çevre felaketlerinin ve iklim değişikliğinin önlenmesi amacı ile ülkeler karbondioksit üreten fosil yakıtlar yerine enerji değişimine giderek rüzgar ve güneş enerjisi kullanımını teşvik etmeyi planlıyorlar. 2019 yılında temiz enerjiye geçişte en fazla başarı sağlayan ülkeler sırasıyla İsveç, İsviçre, Norveç, Finlandiya, Danimarka, Avusturya, İngiltere, Fransa, Hollanda ve İzlanda olarak Avrupa’da yer aldı.
  Diğer bir önemli konu olan gelir adaletsizliğiyle ilgili olarak ise Oxfam’ın raporu ön plana çıktı. Oxfam’ın yayınladığı raporda dünyanın en zengin 2,153 kişisinin en fakir 4,6 milyar insanın toplam parasından daha fazla parayı yönettiği açıklandı.    
  Tüm bu riskleri azaltabilecek eylemlerin hayata geçmesi için önemine vurgu yapılan paydaş sermaye kavramının artık hayata geçebilmesi adına Kurul başkanı Klaus Schwab şirketlerin karlılığı yanı sıra çevreye, çalışan personele, topluma karşı olan performansın ölçülmesi gerekliliğine vurgu yaptı. Keza, ölçemediğiniz faaliyeti yönetemezsiniz. Karlılığın dışında sosyal ve çevresel performansların da ölçülmesi ile yeni bir ekonomik sistem yaratılmış olacaktır. Diğer bir deyişle, bu yöntemle İzlanda’nın ortaya koyduğu Mutluluk Ekonomisine yakın bir ekonomik sistem doğmuş olacaktır. 
Mutluluk ekonomisi ve paydaş sermayesi nasıl ölçülecek? 
  Dünyanın en büyük 140 şirketi finansal olmayan Çevresel, Sosyal, Yönetimsel ( ESG) ve sürdürülebilir gelişim hedeflerini (SDG) ölçen bir matris oluşturulmasına destek verdi. Bu faktörlerin finansal kazanç sağlamasa dahi uzun vadede işletme değeri yaratacağının üstünde duruldu. Böylece, hissedarlar, iş sahipleri ve yatırımcılar daha az gelir elde edecek olsalar da şirketlerin sürdürülebilir olduğunu ve itibarlarının arttığını görerek motivasyonlarının kazanılması için temel ekonomik göstergelerin yanında matris modeli ile finansal olmayan performans göstergeleri de yer alacak. Söz konusu matris ve anahtar göstergeler önerisi Dünya Ekonomik Forumu’nun Dünya’nın 4 büyük muhasebe firması Deloitte, EY, KPMG and PwC işbirliği çerçevesinde hazırlandı. Bu matrisin onaylanması ve şirket bilançolarıyla beraber yıllık olarak hazırlanmasıyla birlikte ekonomik değişim başlayacak ve mutluluk ekonomisi sistemine geçiş için önemli bir kilometre taşı olacaktır. Böylelikle, şirketler karlılığın yanında sürdürülebilir gelişim hedefleri kapsamında çalışanlarına daha fazla yatırım ve çevreye duyarlılıklarıyla topluma daha fazla hizmet verebilecekler. Önerilen Matris’in 4 temel prensibi aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz;
•    Yönetim prensipleri:
Bu madde şirketin etik kurallara ve toplum yapısına verdiği katkılara yoğunlaşıyor.
•    Dünya:
Bu prensibin ana teması sürdürülebilir iklim şartlarına ve çevresel faktörlere karşı sorumluluk gerektiriyor.
•    İnsan:
Bu prensip çalışma ortamındaki insan rolünü ve sosyal sermayeyi sorguluyor. Çalışana ne kadar değer verildiği, çalışan refahı ve çalışana yapılan yatırım ile ilgili bir bölüm.
•    Refah:
İlgili iş yerinin gelir eşitsizliğine karşı uygulamaları ve yenilikçi büyümeye olan katkısı sorgulanıyor.  

YORUM EKLE