Efsaneleşen su yönetimi

Anadolu’dan Kıbrıs’a suyun gelmesi halk edebiyatındaki efsanelere bile konu olmuş…
Mesela Gümüş Tas Efsanesi…
Değirmenlik’te geçtiği söyleniyor…
Oğuz M. Yorgancıoğlu’nun derlediği efsanenin konusu da bizim son günde tartış tartışa çözemediğimiz su yönetimi işine çok benziyor…
“Derler ki Değirmenlik köyünün suyu Anadoldan (Anadolu) gelir. Yazın kar gibi soğuk kışın ılıktır. Bir zamanlar Anadolulu bir değirmenci kimine göre gezmeğe, Yeniceköylü Veli Dayı’ya göre ise değirmen taşı satmağa gelmiş. 
Yolu Değirmenlik’e ve o zamanın en meşhur değirmencisine düşmüş. 
Bakmış bir tahta tekne. 
Bir daha bakmış, dönüp dikkatlice bir daha. 
Değirmenci meraklanmış ve;
-Hayrola demiş, neye tekneye bakıp duruyon?
-Benimdir bu tekne demiş öteki, ondan bakıyorum.
Beriki daha da meraklanmış, üstelik hayret etmiş.
-Yani senin mi demiş? Nerden nere senin oluyor? On beş senedir tekne orada duruyor?
-Ya senin mi? demiş öteki. Nerede kimde yaptırdın? Üstelik 15 senedir dedin, ben da onu kaybedeli tam 15 sene oluyor.
Yerli değirmenci artık kızmış; Be adam demiş, misafirsin diye yakınlık gösterdik, malımıza da sahip çıkacan?
-Yok demiş adam, hemen gızma. 
Bu tekne benimdir, inanmazsan ters çevir da bak. Tam ortada bir tappa var. Dikkat ettiysen teknenin altı oyuktur ve içinde da bu gadar altın vardır. 
Öteki tekneyi çevirince tappayı hayretle görmüş. Söküp altınları çıkarmışlar gerçekten o kadar. Yabancı altınları almış, öteki de baka kalmış. Tekneyi de alıp gidecek diye içini bir korku sarmış. Ama yabancı birkaç altın verdikten sonra;
-Tekne da yadigâr kalsın. Bizim yamak su arkının yanına bırakmışdı. Nasıl oldu da bunda bulundu?  Demek su yol yapmış buraya geliyor. Bak sen şu işe, kimsenin kısmetini kimse yeyemez, demiş ve çıkıp gitmiş.”
Bu efsane kesmediyse sizi sıkı durun, Anadolu’dan Kıbrıs’a su ile gelen sadece Gümüş Tas Efsanesi’ndeki tekne değil…
Bir de Anadolu’dan suyun altından gelen, Kıbrıs’taki mısırları yiyen camızlar var… 
Eski ismiyle Ksero, bugünkü adıyla Gemikonağı, köyünde bir çiftçi darı (mısır) ekermiş her yıl. 
Fakat her yıl tam olgunlaşma zamanı bilinmez hayvanlar tarafından mısır yenir, yalnız sapları kalırmış. 
Adam da inek sahibi komşulardan şüphelenir onlarla kavga edermiş. 
Ama gerek adamın gerekse komşuların hayret ettiği şey basamakların denizden çıkması ve tekrar denizde kaybolmasıymış. 
Bir yıl adam gece oturup beklemeye başlamış. 
Gece yarısına doğru denizden gelen derin nefes almalar işitmiş. 
Bakmış ki öküze benzer uzun boynuzlu hayvanlar. 
Fakat çokluk olmalarından korkmuş. Hemen mahalleyi ayağa kaldırmış. Onlar da gelince bir tanesini yakalayıp boynuzlarına bir dabella asmışlar. 
Üstüne da “Bu hayvannara sahibolun, bir daha gelmesinner, yoksa hepsini yakalayıp bağlayacayık” diye. 
O günden sonra camızlar bir daha gelmemişler.
***
Evet efsanelere bile konu olan Anadolu suyu en nihayetinde geldi…
Bir hayal gerçek oldu…
Şimdi Gümüş Tas Efsanesindeki gibi bir kavga başladı…
Suyun sahibi kim olacak?
Bir tarafta suyu Kıbrıs’a getirmek için 1 milyar 600 milyon TL harcayan Türkiye…
Diğer yanda suyun döküldüğü Geçitköy Barajı’nın sınırları içerisinde bulunduran Kuzey Kıbrıs…
Şimdilik ikisi de suyun sahibi olduğunu ve yönetimi paylaşmak istemediğini söylüyor…
Hatta Kuzey Kıbrıs’ta işler daha da kızıştı…
“Suyu biz yöneteceğiz” diyenlerle, “Hangi işi düzgün yaptınız da bunu becereceksiniz” diyenler arasında başlayan ‘Sanal’ savaş tüm hızıyla sürüyor…
Allah’tan Başbakan Ömer Kalyoncu dün olaya el koydu…
Kalyoncu, su konusunun kendileri açısından tartışılacak bir konu olmadığını, Türkiye yetkilileriyle temaslarda bulunduklarını ve ileriki günlerde Türkiye’ye gidip konuyu bağlayacaklarını söyledi.
İşte bu…
Gidin bağlayın şu su işini…
Bağlayamazsanız…
Geçitköy’e su dökülen borunun ucuna bir dabella asın…
Üzerine de…
“Bu suya sahibolun, bir daha gelirse, hepsini yakalayıp bağlayacayık” yazın…
İleriki kuşaklara bir efsane de siz bırakın…
YORUM EKLE