Ekonomideki iyileşme vatandaşın refahına yansımıyor

 Cari finansal yıl başında Türkiye’de artan siyasi, jeopolitik ve güvenlik risklerin neticesinde Türk Lirası sektörde kullanılan üç temel döviz kuru karşısında şubat ayına kadar değer kaybederek kötü bir performans sergilemişti. Ancak Merkez Bankasının ocak, mart ve nisan ayları sonunda piyasaya müdahale etmesi, bu bağlamda borçlanma faizlerini artırması ve reeskont kredilerinin Türk lirası olarak ödenmesini duyurması neticesinde döviz kurları durağanlaşma eğilimine girmiş ve sene başı kayıplarını azaltmıştır. 16 Nisan 2017 anayasa referandumu sonrası politik belirsizliğin azalması ve jeopolitik risklerin durağanlaşması neticesinde Türkiye’nin kredi risk primi azalmaya devam ederek 191,87 puana gerilemiştir. Risk göstergesi 2015 yılının şubat ayından sonra ilk defa bu seviyelere indiği gözlemlenmiştir. Haliyle bu gösterge kapsamında ilerleyen trend yerli ve yabancı yatırımcının ülkeye olan güvenini artırmaktadır. 
   Türkiye ekonomisi birinci çeyrekte beklentilerin üzerinde % 5 oranında büyüdü. Sanayi sektörünün toplam katma değeri yüzde 5,3, inşaat sektörünün ise yüzde 3,7 artış gösterdi. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri ise yüzde 5,2 yükseldi. Ekonomik verilerde iyileşme yaşanması üzerine kurların sabit seviyelerde kalacağı tahminleri yapılmaya başlamıştır.
   2017 finansal yılı başından mevcut döneme kadar olan beş buçuk aylık dönem zarfında global para politikaları kapsamında sterlin ve euro faizlerinde oynaklık yaşanmamıştır. Türkiye Merkez Bankası ise gecelik borç verme faiz oranını 25.01.2017  tarihinde 75 baz puan artırarak % 9.25’e yükseltmiş, geç likidite penceresi borç verme oranını ise 17.03.2017’de 75 baz puan, 27.04.2017’de ise 50 baz puan artışlarla % 11,75’e çıkararak faiz koridorunun üst bandını yükseltmiştir. Fed 16.03.2017 tarihi itibari ile gecelik dolar faiz oranları 25 baz puan artırımış, akabinde 14.06.2017 tarihinde beklenen ikinci artırımı 25 baz puanla gerçekleştirerek faizleri % 1,00 - % 1,25 badına yükseltmiştir. Fed yetkilileri 2017 yılı içerisinde bir kez daha faiz artırmayı hedeflediklerinin sinyalini vermektedir. ABD’de Başkan Trump’ın yarattığı bazı belisizlikler ve FBI başkanının sorgulanması gibi iç karışıklıklar neticesinde dolar yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmeye devam etmektedir. ABD para biriminin 10 önemli para karşısındaki seyrini gösteren Bloomberg Dolar Spot Endeksi, yüzde 0.1'lik düşüşle ekim ayından bu yana olan en düşük seviyesinden kapanmaya yönelmiştir. Böylelikle doların değer kaybetmesi faizlerin yükselmesine rağmen Türk Lirası karşısında henüz ek bir baskı yaratmamıştır. 
   Faiz ve para piyasasına ek olarak Borsa İstanbul’da işlem gören Türk varlıklarının (hisselerinin) performansında finansal yılbaşından itibaren artış yaşandı. Borsa ocak ayı başında 78.139 puandan yaklaşık beş buçuk aylık zaman zarfında % 27.12 oranında değer kazanarak 19 Haziran 2017 tarihi itibari ile 99.332 puana yükselmiştir. Borsa İstanbul'da, yabancı yatırımcılar geçen ay 151 milyon dolarlık net alım gerçekleştirdi. Yıl başından bu yana gerçekleştirdiği net alım tutarı ise 1 milyar 367 milyon dolara yükseldi. Yabancı yatırımcılar 98 milyon dolarlık net alımla geçen ay en çok Hacı Ömer Sabancı Holding hissesi tercih ederken, en fazla satış yaptıkları hisse senedi ise 84 milyon dolar ile Turkcell oldu. Mayıs ayında yabancı yatırımcıların en çok net alım yaptığı hisse senetlerinde Hacı Ömer Sabancı Holding'i 73 milyon dolar ile Türk Hava Yolları, 54,4 milyon dolar ile Halkbank, 37,7 milyon dolar ile Vakıfbank ve 27,9 milyon dolar ile Kardemir (D) izledi.
   Ekonomik göstergeler iyileşme trendine dönse de aynı performansın toplumun refahı ve alım gücüne  yansımamakta olduğu gözlemlenmiştir. Dünya Bankası verilerine göre kişi başına düşen milli gelirde Türkiye 182 ülke arasında 63. sırada yer almakta ve dünya ortalaması olan 10.112 doların az bir şekilde altında kalmaktadır. Ülkemizde ise bu oran 14.141 USD olarak hesaplanmıştır. Böylelikle ülke listesine KKTC girebilseydi  48. sırada yerini alacaktı. Zira toplumun alım gücü göstergeleri olan kişi başına düşen milli gelir son 5 yılda Türk Lirasının devalüe olması neticesinde Türkiye’de % 12,91 oranında, KKTC’de ise % 5,96 oranında azalma kaydetmiştir. Buna ek olarak asgari ücret üzerindeki kur değişimlerini arındırmak adına ücretleri dolar bazında değerlendirdiğimizde son 5 yıl içerisinde maaşların Türkiye’de % 3,77, KKTC’de ise % 20,89 oranında erozyona uğradığı gözlemlenmektedir. 5 yıllık zaman zarfında Türkiye’de asgari ücrete % 89,00 oranında zam yapılırken, bu oranın KKTC’de % 55,38’de kalması maaşların döviz karşısında Türkiye’ye nazaran 5 kat daha fazla olumsuz etkilendiği barizdir. Gelişmiş ülkelerde görüleceği üzere yerli halkın refah seviyesi ve alım gücünün yükseltilmesi ekonominin büyümesi, devlet vergi gelirlerinin artması, ülke üretiminin ve tüketiminin artırılması ve dolayısı iş hacminin artmasıyla işsizlik oranının azalması gibi konularda ülkeye önemli katkı sağlayacak faktörler kapsamında olumlu bir etkendir.
YORUM EKLE