Ekonomik kriz endişeleri artıyor! 

  Ticaret savaşlarında ABD ile Çin arasında hala bir antlaşma sağlanamadı. Aksine, karşı taraflı tarifelerle ticari kotalar artırılıyor. Bu itibarla ülkeler uluslararası ticarette yükselttiği gümrük vergileri ve karşı tarafın ticari şirketlerine yaptığı ve yapmayı planladığı yaptırım endişeleri ile kaygı ve belirsizlikler artıyor. Buna ek olarak ABD’nin ilk olarak masaya yatırdığı Kuzey Amerika Ticaret Anlaşmasından (NAFTA) sonra Çin ile devam eden ticaret geriliminin akabinde Avrupa Birliği ile başlaması bekleniyor. Zira, Trump yönetimi ABD’deki lüks Avrupa arabaları ve benzeri Avrupa malı ithalat yoğunluğundan pek memnun olmadığını ifade ediyor. 
  İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile devam eden Brexit görüşmelerinden de henüz sonuç alınamıyor. Zira, Fransa Başbakanı Makron ve Almanya Şansölyesi Angela Merkel İngiltere ile yeni bir anlaşma müzakeresi yapmayacaklarını açıklıyorlar. İngiltere’nin beklentisi ise 31 Ekim 2019, birlikten çıkış tarihi yaklaştıkça kendi lehlerine daha ılımlı bir anlaşmaya imza atılması. 
  Ticaret ilişkilerindeki belirsizliklerden dolayı ticaret hacminin de karşılıklı olarak azalmasıyla birlikte ekonomilerin son iki çeyrekte daralma sinyali vermeye başladı. Dolayısı ile global olarak ekonomik kriz endişeleri baş göstermeye başladı. Almanya Maliye Bakanı Olaf Scholz, ülkesinin ekonomik kriz olması durumunda ekstra 50 milyar Euro (55 milyar dolar) daha harcama yapabileceğini kaydetti. Böylelikle, Avrupa’nın en büyük, Dünyanın ise üçüncü büyük ekonomisinde ticaret savaşları belirsizliğinden ve ekonomik daralmadan endişeli halde bulunuyor.
  Küresel ekonomik daralma endişeleri devam ederken ülkeler ekonomik faaliyetleri hızlandırma adına çareyi faizleri düşürmede buluyor. Böylelikle, düşük faiz oranlarıyla kredi almayı teşvik ederek ülkedeki ekonomik faaliyetlerin artması murat ediliyor. Avrupa Merkez Bankası ve Japonya merkez bankası sırasıyla - % 0,40 ve - % 0,10 oranlarıyla negatif faiz uygulamasına devam ederken dünyanın en büyük ekonomisi ABD faiz indirimlerine başlayarak politika faizlerini % 2 - % 2,25 seviyesine düşürdü. Keza, yeni para politikalarıyla dünya lideri ABD’de para arzını artırarak kredi kullandırışlarını teşvik edecek. Haliyle, küresel para politikaları değişirken Türkiye Cumhuriyeti ve otomatik olarak onunla birlikte KKTC’de de faizler düşüyor. Türkiye’de 3 yıldır yaşanan finansal krizlerin ardından haliyle ekonomik büyümeyi teşvik etmek adına uygun fiyatlı krediler alınması sonrası yapılacak yatırımlarla ekonominin büyüme trendine girmesi için çalışılıyor. 
  Tüm dünyada küresel ticaret savaşları ve ekonomik küçülme endişeleri neticesinde faizler düşerken, para birimleri de değer kaybediyor. Çünkü getirileri gün geçtikçe azalırken jeopolitik belirsizlikler ve siyasi çalkantılar ise riskleri artırıyor. Böylelikle, en fazla değer kazanan yatırım aracı güvenli liman altın olmuş vaziyette. Zira, yılbaşından itibaren TL karşısında yaklaşık sekiz aylık zaman zarfında gram altın % 26,28 ile yatırımcısına en fazla kar getiren yatırım aracı oldu. 3 yıllık finansal krizden beridir önceki yazılarımızda da vurguladığım gibi 4 yıldır düzenli şekilde değer kazanıyor ve ekonomik küçülme ve belirsizlikler ilerleyen dönemlerde de altını destekleyecek nitelikte olacağı gözlemleniyor.  Ünlü yatırımcı Mark Mobius altının, faizlerin aşağıya yönelmesi, merkez bankalarının alımlarına devam etmesi ve jeopolitk belirsizlikler ve kripto para fanlarının talebi ile birlikte daha da yükselmeye hazırlandığını ve potansiyel olarak ons başına 1,500 dolar seviyesini aşabileceğini kaydetti.
  Sonuç olarak özellikle kısa vadede Kıbrıslıların yatırımlarındaki portföy ağırlıklarında sterlini, Türkiyeli yatırımcıların ise doları azaltması ve altına ağırlık vermeleri karlılıklarını optimize etmesini sağlaması çok muhtemel görünüyor.  

YORUM EKLE