“ Ganimetçi Toplum, Tutulmuştur”

Dünya Kupası maçları bitti. Dünya Kupası maçları sırasında en önemli olaylardan biri Japon taraftarlardı. Çünkü takımlarının oynadığı maçtan sonra, sonuç ne isterse olsun, bulundukları tribünleri kendi organizasyonları ile temizlemekteydiler.

Bu toplumsal kültürün göstergesidir. Yalnız kendisi için değil, ama başkaları ve çevresi içinde saygı gösteren bir anlayışın, ne kadar derinde olduğunu yansıtan kültürel birikimin zenginlik göstergesidir.
Üstelik Japonya, kapitalist düzenin en ileri yaşandığı ülkelerden biridir. Ancak bireyselliğin önde olduğu bu düzende dahi bireyciliği ve bencilliği değil;  toplumsal dayanışma ve başkaları ile saygı temelinde birlikte yaşama kültürünü de yaşandığını gösteriyor. 
Maddi zenginlik önemlidir. Ama para ve zenginliğin tek başına bir olay olmadığını da bilerek, Japon toplumu, yapılarında var olan, onur, dayanışma ve saygıyı da yaşattılar. Bu yalnız Japonlara özel değildir. Bugün Uzak Doğunun gelişmiş ülkeleri olan Güney Kore, Çin ve diğerlerinde var olan bir değerdir. Tüm ablukalara karşın Kuzey Kore’nin de bu günlere gelmesinin gerisinde bu vardır.
Bu yüzden biz günümüzde sorunlarımızı tartışırken bulunduğumuz konakta, elde ettiğimiz maddi zenginliğe karşın, hem toplum olarak, hem de bireysel olarak mutsuzluğumuzu iyice değerlendirmeliyiz. Aramamız gereken toplumsal güzel hasletlerimiz olmalıdır. 
Evet, günümüzde 1974 öncesine göre her alanda daha ileriyiz. Ama neden insanlarımız mutsuz ve toplum olarak da güvensizlik içindeyiz? 
Günümüzde yaşadığımız çok yönlü sıkıntıları ele alırken ifade edilen bir husus var. Suçu hemen kolaylıkla topluma faturalandırıyoruz. “ Ganimetci Toplum “ ne olacak diyoruz?
Bunun kültürel, ahlaki ve diğer özelliklerimizin dejenere olmasında rolü yok mu? Elbette var.
Ama bunu kimse kuş bakışı bir anlayışla yüksekten bakarak tanımlayamaz. Çünkü bu fotoğrafın içindeki dereleri, tepeleri, dağları göremezseniz, bu nedenle gerçek görünümü kavrayamazsınız.
Bakın, on binlerce insan önce Güneyden Kuzeye, 400 yıldır yaşadığı topraklardan koparak, her şeyi geride bırakarak Kuzeye geldi.
Bir kere önce onları parçaladılar. Baflıları, Leymosunluları, Larnakalıları böldüler.  Ayrı ayrı yerlere yerleştirdiler.
Ayni şekilde Anadolu’nun değişik yerlerinden insanlar adaya getirildi. Bu insanları da gerek Kuzeyde yaşayan, gerekse Güneyden gelen insanlarla yan yana dahi konmadan, ayrı yerlere, ayrı ayrı yerleştirdiler.
Yani ne Kıbrıslı Türkler, ne de Türkiye’den gelen insanlar, ayni coğrafyada, bir birleri ile ortak değer üretmeyecek şekilde iskâna tabi tutuldu.
Bu hali ile her kesimin, kendi dar alanda içine kapanmasını getirdi.
Ayrıca ister Güneyden, isterse Anadolu’dan gelsin veya Kuzeyin yerleşik insanları olsun tümüne “ Tahsis “ denen bir uygulama ile ev, tarla, iş yeri verildi. Bu kesin tasarruf değildi. İdarenin, Hükümetin iki dudağı arasındaki bir kullanım belgesi idi. Bu uygulama 1974’ten 1995'e kadar sürdü.
1995'e kadar, evlerin, dükkânların duvarlarında boya ile bir şey yazardı.
“Tutulmuştur.”
İşte bu hal, toplumu hükmedenler karşı “tutuklu” kıldı. Bu gün şikâyetçi olduğumuz, bencillik ve dayanışma ile toplumsal paylaşma kültüründen uzaklaşmanın en önemli nedenlerinden biri budur.  Çünkü köklerinden kopartılan insanlar, “ekildikleri” yeni mekânda tutunabilmek için, bu kez kendi içine kapandı ve var olmak için kendi dar çıkarına sarıldı. Oturduğu evi, dükkânı, işlediği tarlayı, o duvarında  “tutulmuştur” diye yazılanın silinmemesi, elinden alınmaması için yeni konumun egemenlerine, efendilerine boyun eğen, onların suyuna giden bir tutum içine girdi.
Bu arada dün kenarda duran, ya da belli bir konumu olan kimileri de, yeni koşullarda varlıklı olmak için olayı fırsat saydı ve pek çok değeri elde etmek için köylüsünün, yeğeninin, kentlisinin sırtına basarak kaynak ve mal sahibi olmak peşine düştü.
Alın bozulmanın temelini. Çoğunluk, haksızlık karşısında elindekini korumak için sinen, gören ama görmemezliğe gelen. Duyan, ama konuşmamayı seçen hallere girdi. “ İdare edelim” lakırdısı en fazla söylenen oldu.
Bu toplum, Güneydeki varlığını kaybetti. Evet, Kuzeyde değer buldu. Ama en büyük değeri olan toplumsal güzelliğini, dayanışma ve boyun eğmeme hasletini erozyona uğrattı.
Bu nedenle günümüzde Ganimetçi diye bu toplumu tanımlarken, çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bu ifade gerçekten kaybedilen değerleri tanımlamaya yetmez. Ancak daha umut var.
Kapitalizmin doruğundaki Japonların bugün Dünya Kupası’nda sergilediği o güzelliği, kendimize örnek alarak, içimizde var olan toplumsal güzellikleri öne
 

YORUM EKLE