Gerçekler ve alınması gereken önlemler

Son 44 yılı  ‘güvenlik’ açısından rahat geçirdik...

Çok şükür 1974 öncesindeki gibi kanlı saldırılara uğramadık…
Evinden, köyünden silah zoruyla kovulan kimse olmadı...
Kendi kendimizi yönetir hale geldik…
Memur sayımız 100’lerden 15 binin üzerine çıktı...
Maaşların ödenmediği bir ay geçirmedik...
Nohut, fasulye, pirinç alabilmek için elimizde karnelerle Kızılay kuyruklarında bekletilmedik...
Kendi yönetim sorunlarımızdan kaynaklanan bazı sıkıntılarımız vardır...
Ve bunların ortadan kaldırılması için hep birlikte mücadele vermeliyiz...
Yolsuzlukların, suiistimallerin üzerine ciddiyetle gitmeliyiz...
Devlet yönetimini kendi çiftliği gibi kullanmak isteyenlere izin vermemeliyiz...
Siyasetin temizlenmesi, devlet kurumlarının verimli hale gelmesi için cesaretli adımlar atmalıyız...
Temiz bir sayfa açabilmek için her türlü siyasi görüşü ve partizanlıkları bir kenara bırakmalı, ciddi yolsuzluk olaylarının yargıya taşınmasının önünü açmalıyız…
Daha güzel günler için canla başla çalışmalıyız...
Ancak nereden, nerelere geldiğimizi de unutmamalıyız...
Her şeyden önemlisi güvenlik içinde korkusuz bir yaşam sürdürebilmemizdir...
Güvencesiz yaşayan insanların başına nelerin geldiğini görebilmeliyiz...
Suriye halkı hala bombalı saldırıların altında yaşıyor, Arakanlı Müslümanlara yönelik katliamlar devam ediyor…
Açlık ve sefalet içindeki insanların, yürüyemez durumdaki yaşlıların ve ağlayan, sızlayan çocukların durumuna bakınca hepimiz “Çok şükür bunlardan kurtulduk” diyebilmeliyiz...

Saldırı kültürü yerine gerçekler

Bu gerçekler tartışıldığı zaman, kendilerini herkesten farklı gören ve her ne pahasına olursa olsun bir çözümden yana fikir yürüten ve küfür dili kullananlar vardır...
Özellikle sosyal medya, freni tutmayan bir kamyon gibidir...
Ülkenin değerli fikir insanlarına ve kendilerinden farklı düşünen siyasilere karşı küfürlerin yağması karşısında önlem almamakta direnen bir de yönetim anlayışımız vardır...
“Bana dokunmayan bin yaşasın” görüşünden hareketle, bu ülkede küfürlü saldırıları yasal hale getirenler, ileride nelerle karşılaşabileceklerini de hesap etmelidirler...
Özellikle son 10 yıllık süre içinde yargıya taşınabilecek ciddi anlamda insan hakları ihlalleri vardır...
Aynı şekilde hükümet edenlerin yolsuzluk, suiistimal, kasıtlı ihmal veya kasıtlı batırma operasyonları birer birer ele alınmalıdır...
Önümüzdeki dönemde ülke yönetme iddiasında olanlar halkın karşısına çıkarak detaylı bir taahhütnamenin altına imza atmalıdırlar...
“Biz gelince düzelteceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız” gibi sözlerin artık geçersiz olduğunu kabul ederek, taahhüt altına girmelidirler...
Türkiye’nin yardımlarıyla ayakta durabilen bir ülkenin, iflas halindeki kamu kuruluşlarına keyfi kararlarla istihdam yapılırken, polis açığının görmezden gelinmesi kabul edilemez...
Asbestli su borularını değiştirmek için kaynak yetersizliğinden söz edenlerin, diğer yandan ‘sus parası’ dağıtma hakkı olamaz...
Bunu bir hak olarak görüp, devletin kaynaklarını yağmalamaya göz yumulamaz...
Bunların bir daha tekrarlanmaması için kendi içimizde yapılması gerekenleri daha fazla gecikmeden yapmak zorundayız...
Ancak devlete ve kişilere hakaret ederek, saldırarak değil...
Devleti dinamitlemenin suç olduğunu bilen ve buna karşı önlem alacak cesareti gösteren, ayrıca kişilik haklarına saygılı olacak yönetimlere ihtiyacımız vardır...
Hayırlı pazarlar... 

YORUM EKLE