Geriye Sadece Toprak Kalır...

Gittikçe hissettiğimiz yaz sıcakları ve Kıbrıs...
Bu arada “cırvalıkların” da seslerini unutmamak gerekir. 
Henüz bahçeye ekilen yeni yasemin fidanı, umutla ve inatla, her gün dört veya beş tane açıyor...
Bazen sabahın erken vaktinde, üzerlerinde çiğ damlacıkları görürüm. Öyle olduğunda, o gün daha çok yasemin açacağını bilirim...
Güneş tepede yükseldikçe artık yaseminler yorgun düşmeye başlar, sıcakların yakıcılığı onları da etkiler...
Neredeyse Kıbrıs ile bütünleşmiş olan yaseminler, her nedense bizim hikâyemizi yazar.
Kıbrıs tarihinde yaseminlerin, her zaman hatırı sayılır bir önemi olmuştur.
Adanın sembolü olup, yaz gecelerinin vazgeçilmezleridir.
Adanın tarihini neredeyse tarihçilerden daha iyi bilirler. İnsanlar gibi her şeyi yaşamak, bu olsa gerek...
Onlar hep vardı ve ebediyen var olacaklar diye düşlüyorum bazen.
Kıbrıs toprağında, gelmiş geçmiş kavimlerin izlerini, geleneklerini ve tarihlerini, karşı kıyıdan bakar gibi izleyip, tanık olmak...
Nice medeniyetlerin gelip geçtiği Kıbrıs adasında, tarihin sessiz ve canlı kokusu olup, olmaya da devam etmek...
Her şey değişiyor.
Tarih...
Yaşayanlar...
Ve izleri…
Değişmeyen; yaseminler,
Değişmeyen; kokuları,
Değişmeyen; bizlere ifade ettiği anlamlar…
Yaşamaya çalıştığımız hayatın, birer çömezleriyiz, acemileriyiz ve yaseminler de, çabaladığımız bu hayatın, sessiz, canlı tanıkları...
Niye diye de sorarsanız,  hemen hemen her Kıbrıslının evinde veya balkonunda yaseminin olduğu gerçeği... 
Düşünmüşümdür, içimizde kendimiz olmaktan korkan...
Kendimiz olamadığımız için üzülen insanlarımız...
Bizler yok olup toprağın derinliklerine, tarihin kuytularına göçtükten sonra, yaseminlerin değerini bilenler kalacak mı?
Dokunduğumuzda, kokladığımızda bile hemen solan, narin ve asil çiçek...
İnsan ona bakarken, çocukluğunu görür,
İnsan onu koklarken, toprağının kokusunu koklar,
Ona dokunurken, geçmiş, gelecek ve şimdiyi kucaklar...
Yalnızlaşan bir yanımızla, kalabalıkların içerisinde hep bir umut ve mutlulukla yaşamak gibi, yaseminleri sevmek...
Yaseminler nice hayata, duygulara ve geçmişe tanıklık ettiler.
Onların gördüğü insanlar artık yok, bir gün biz de yok olacağız.
Bu ada değişiyor, insanlar değişiyor, aşklar, kavgalar yaşanıyor, geriye yaseminler ve toprağımız kalıyor.
Terk edilmiş duyguların gölgeleri dolaşıyor Lefkoşa, Girne, Magosa ve daha adını sayamadığımız yerlerde...
Eski yaşayanların çoktan yok olduğu, yeni gelenlerin ise, eskilerin duygularını alıp kendi köşelerine çekildiği... 
Bir yasemin gibi gerçek ve kalıcı olabilmeye ne kadar yaklaşabiliriz?
Yaseminler bize çocukluğumuzu, geçmişimizi söylerken,  yine yaseminlerin önünden akıp giden zamanı, aşkla, tutkuyla yaşamak...
Galiba bunu seviyorum ben... 

Yağmurlar hep yağdı, 
Yaseminler hep açtı. 
Sıcaklar hep oldu, 
Yaseminler hep açtı...
Biz yaşadık.
Biz öldük.
Yaseminler bahçelerde, balkonlarda hep açtı, geriye sadece toprak kaldı.
 

YORUM EKLE