“Glacı bozuk otomobil” ve Federasyon, Konfederasyon

Dönüp dönüp ayni konuları tartışmaktan helak oluyoruz. Halkımızın, veciz bir sözü var. 
“Glacı bozuk otomobil gibi kür kür eden, ama yerinden milim  kımıldaman”..
Evet, sürekli konuşup da ileriye gitmeyenler için, lokal ağızla bu sözü ifade etti insanlarımız.  Ama bu ifadenin en cuk oturanı da Kıbrıs sorunundaki iç tartışmalardır...
Şimdi yine başladı, Federasyon, Konfederasyon, iki devletli çözüm tartışmaları. Bu tartışmaları tetikleyen ise,  “Federal çözüm mümkün değil, çünkü Güney liderliği bizimle paylaşma yapmak istememektedir” görüşüdür.,
Bu,  “yok öyle şey”  diyerek göz ardı edilecek bir husus da değildir. Kendi içinde ciddi bir doğrusu var.
Peki bu, bizim Federal Çözüme ve BM Parametrelerine sırtımızı dönmemizin nedeni olabilir mi?  
Biz bu durumu nasıl farklılaştırabiliriz?  Bu soru üzerinde hiç kafa yormadan, “körün istediği bir çift göz “ dercesine bunu, bunca yıllık birikimi unutarak, bunu ”yeni“ diye ortaya atmak, kısırlığın içine girmek demektir. Bu, Güneyin bağnazlarına imkan yaratmaktır. 
Bu nedenle politik hafızaya bakmak gerekir. Hatırlamak gerekir. 
1997 AB zirvesinde Türkiye’ye aday üyelik verilmedi. Arkasından ise Kıbrıs’ın AB üyeliği için görüşmelerin başlatılması kararı verildi. Buna hali ile “ Türk “ tarafı tepki duydu. 
Bu tepki ile 1 Eylül 1998'de Cumhurbaşkanlığı Sarayında KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ile T.C. Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem ortak bir basın açıklaması yaptılar.
O açıklamada, bu gelişmelere bakarak, “ artık, toplumlararası görüşme ve Federal Çözüm tezinin bizim açımızdan olmadığı, bundan sonra, devletten devlete görüşme ve Konfederasyon tezinin var olduğu” dünyaya duyuruldu.
Ne acıdır ki bu tez ileri sürülerek yapılan tüm girişimlere karşın;  tam üç yıl sonra 2001 sonu masaya, BM parametreleri zemininde,  Federal Çözüm temelinde oturduk.
Tüm görüşme süreçlerinde sonuç çıkmasa bile, siyasi eşitlik,  iki bölgelilik, iki toplumluluk, iki kurucu devlet olgusu zemininde kimsenin silemeyeceği temellerin de oluşması gerçekleşti. 
Ancak, bu elde edilenlere karşın iç siyasette, Kıbrıs ve Türkiye’de;  Tek Egemenlik, Tek Vatandaşlık, Tek Uluslararası Kimlik meselesi;  11 Şubat 2014 Ortak Belgesi imzalanana kadar demagojik kısır tartışmalar devam etti. Bunu netleştiren imzayı da bunu, “milli sorun” yapan Sayın Eroğlu attı.
Şimdi geçmişimizde yaşadığımız bunca deneyden sonra, yine Federasyon, Konfederasyon, İki Devletli Çözüm tartışma kısırlığının içine doğru giriyoruz.
Bakın bu nedenle,   1998 yılını biraz daha hatırlayalım diye konuyu açacağım…
Güney liderliği o dönem toplumlararası görüşmeleri ileriye götürmek istemiyordu. AB sürecinin başlamasını istiyor. Ayni zamanda Rusya’dan S- 300 füze alımı ile Türkiye'ye karşı hava savunma alanında denge kurup, askeri zayıflığını giderip, görüşme sürecinde elini güçlendirmek istiyordu.
Dünya ve BM,  hem toplumlararası görüşme sürecini başlatmak, hem bu S-300 krizini aşmak için Güneyin üzerinde baskı yapıyordu. Üstelik AB görüşme süreci de kapıya gelmiş dayanmıştı.
İşte bu koşullarda öfke, tepki ile ideolojik temelli bir davranışla, 1 Eylül 1998'de Denktaş- Cem ortak basın toplantısı ile Konfederasyon tezi ortaya atıldı.
Bu adım ve tez, resmen Güneyi kurtardı. 
Evet, S-300'ler Kıbrıs’a değil Yunanistan’a gitti. Ama AB sürecinde görüşmeleri garantilediler.  Konfederasyon tezi ile BM Parametrelerine inanmayan taraf olduğumuz anlayışı ile uzun yıllar sürecek olan bir dezavantajın içine girdik. 
1998’de iç ve dış siyasette kargaşaya yol açan bu adım sonrası ne oldu? 
Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş; Sayın Eroğlu’nun Başbakanlığında, 2001 sonu itibari ile BM Parametrelerine dayalı Federasyon Temelli görüşmelere oturdu. Bunun sonucu da Annan Planı oldu.
Evet, bugün Güney, yine tek yanlı Hidrokarbon aramaları ile bir sonuç elde edip, bu emrivaki ile süreci kendi lehine etkilemek istiyor. Bunun için aramızdaki itilafı, bize karşıtlık temelinde bölgesel ittifaklarla sonuca götürmek istiyor. Yani günümüzde S-300 yerine, ittifakları koyuyor. 
Buna cevabımız ne olması gerekir? Ders almadan, kür kür edip, milim yol almadığımız BM Parametrelerinden kurtulmak yoluna yeniden mi girelim? Bu bize dün hiç bir şey kazandırmadı. Aksine Güneyin daha etkili olmasına yol açtı.
Halbuki tüm dünyaya ifade etmemiz gereken şey, çok açık. BM Parametrelerinden kaçmaya çalışanın Sayın Anastasiadis olduğu gerçeğini anlatmak gerekiyor. Bunun yerine, dünkü sonuç alınamayan ayni kısırlıklar içine girmek, tarihten sonuç çıkartmadığımız anlamına gelir.
Kısacası, “Glacı bozuk otomobil gibi kür kür edip, milim kımıldamayıp”, sonra da BM Parametrelerinde yeniden masaya oturmak bize dün kaybettirdi. Artık bunu yapmamak ve Güneyi BM Parametrelerine davet edecek, onları bu temel üzerinden iç ve dışta sorgulayacak atak siyasetlere ihtiyacımız var. Esas budur. Bırakalım birbirimizi örselemeyi bir yere. Buna yoğunlaşalım.. 

YORUM EKLE