Güle güle dostum

“Selam Dostum, ne var ne yok?” Bir Başbakan’dan bir siyasetçiden daha fazlasıydı İrsen Küçük.  Ve hep kulaklarımda bana bu şekilde ki hitabı kalacak.
İrsen Küçük ile tanışmamız Kanal T’de çalışmaya başladığım yıllara dayanır. O dönem Ersin Tatar ile birlikte Köy Meydanı isimli programı çekiyor, yurdu bir baştan öbür başa dolaşıyorduk. 
Neredeyse gittiğimiz tüm köylerde bize İrsen Küçük’ten bahsediyorlardı. Tarım Bakanlığı döneminde hemen her köyde bir taraftarını bulmak mümkündü İrsen Küçük’ün. 
Bu kadar popüler bir siyasetçinin yanında olmak avantaj sayılır dedik ve Ersin Tatar’ın siyasete ilk adımlarını attığı günlerde İrsen Küçük ile birlikte başladık gezmelere. 
Ersin Tatar, ilk kez aday olduğunda milletvekilliğine, gideceğimiz köyleri, kimleri ziyaret etmemiz gerektiğini bize İrsen Küçük söylüyordu. Hatta o malum şakayı da bize belki de bu yüzden yapmıştı. 
Lefkoşa’da milletvekili olmak için yarışan Ersin Tatar’ı Görneç’e göndermiş ve oy istemesini istemişti. Oysa Görneç o dönemde sadece Gazimağusa milletvekilleri için oy verebiliyordu.
2009 seçimleri hem Ersin Tatar hem de İrsen Küçük için bir milat olmuştur. Ersin Tatar ilk kez milletvekili seçilmiş, İrsen Küçük ise son sıradan birkaç oy ile yeniden seçilebilmeyi başarmıştı. Bu kazandığı son seçim olacaktı.
Dr. Derviş Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olması nedeni ile partiye aranan Başbakan olarak çıkmış ve malum süreç başlamıştı. Kim ne derse desin İrsen Küçük birçok Başbakana göre çok başarılı bir dönem geçirdi Başbakanlıkta. Türkiye’den her istediğini aldığı, bellik ve bereket dolu günlerdi o günler Kıbrıs Türkü için.
Bu güzel günler çok sürmedi, kurultay geldi kapıya çattı ve parti kendi içinde karpuz gibi ikiye bölündü. Öyle ki kurultayın sonucu mahkeme koridorlarına kadar uzandı.
Biz o dönemde İrsen Küçük ile ayrı düşmüştük. Ben Dr. Ahmet Kaşif’in yanında yer alırken bana o güne kadar çok ama çok büyük iyilikleri geçen İrsen Küçük’ün karşısındaydım. Zor günlerdi… 
Kurultay bitti bitmesine ama partinin yarısı bir başka partiye, DP’ye gitmişti. Ben gitmedim. Başbakanlıktan UBP Genel merkezine geçen İrsen Küçük’ü gidip ziyaret ettim ve “bundan sonra kendisinin yanında olacağımı ifade” ettim. 
Yerel seçimler vardı, güzel bir kampanya süreci geçirdik birlikte. Parti çok kısa bir süre önce bölünmüş olsa da yerel seçimlerden öyle büyük bir kayıpla çıkmamıştı. 
Yerel seçimlerden sonra gelen baskın erken genel seçim İrsen Küçük’ün Genel Başkan olarak seçimlere katıldığı ve kaybettiği bir yarış olarak tarihe geçecekti. Kurultayın hesaplaşmaları erken genel seçimde de kendini göstermişti. 
Ardından Cumhurbaşkanlığı seçimleri gelmişti. Saray’da oturan Dr. Derviş Eroğlu ile kurultaydan bu yana araları açıktı. Yine de partinin kararına saygı göstereceğini ve UBP’nin kendi adayını çıkartması gerektiğini söylemişti. Eroğlu, ikinci kez aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk seçildiğinin aksine “Bağımsız” aday olarak katılmaya karar vermişti. İrsen Küçük’ün başını çektiği bir grup buna muhalefet etti.
Hiç unutmam, bazı dostlarımla iddiaya girmiş ve o dönemde bıraktığım bıyıklarımı Eroğlu kazanmazsa canlı yayında keseceğimi açıklamıştım. Eroğlu, Akıncı karşısında kaybetti. Bende sözümde durdum ve canlı yayında bıyıklarımı kestirdim.
Seçim gecesi Diyalog TV’de canlı yayında telefonla yayına katılan isim İrsen Küçük’tü. Sesi oldukça neşeli geliyordu. Ve her zamanki üslubu ile “Selam dostum, bıyıkları kestin mi?” diye soruyordu. Devamında “bak bundan sonra böyle iddialara girmeden önce bana danış” diyordu keyifli bir sesle.
Erken Genel Seçimlerin intikamını almışçasına mutluydu ve keyifliydi. Sonrasında artık ufak ufak siyasetten uzaklaştı ve sağlık sorunları ile boğuşmaya başlamıştı.

 Siyasetin Ceyar’ıydı…
Siyasetteki herkes için birçok lakap takılır geçen süre içinde. İrsen Küçük’ün siyasetteki lakabı Ceyar’dı.  1978-1991 yılları arasında yayımlanan ve tarihinin uzun soluklu haftalık dizisiydi, Dallas’tı. Ve dizinin en önemli karakterlerinden bir tanesiydi Ceyar.
Hem aileden zengin olması, hem siyasette zaman zaman acımasız olması, hep güçlü olmak zorunda kalması ve kendine sıkı sıkıya bağlı adamların olmasından ötürü o yıllarda bu lakap uygun görülmüştü İrsen Küçük’e. 
Kıbrıs Türk Siyasetinin unutulmayacak isimlerindendi İrsen Küçük. Tüm zenginliğe ve siyasi güce rağmen acıların en büyüğünü yaşamış ve bir gece yarısı gencecik oğlunu trafik kazasında kaybetmişti. Bu acı o kadar büyük geldi ki kendisine o güne kadar normal olan gözleri o günden sonra daha farklı hale geldi.
Siyasetin dışında tam bir halk adamıydı İrsen Küçük. Mesela bir sürü kiracısı vardı. Hiçbirini bankaya falan bağlamazdı. Her ay kendi veya bir adamı gider toplardı kiralarını. 
Bu kadar zenginliğin içinde mütevazılığından hiç ödün vermeden yaşadı. Bakan olduğu dönemde Başbakan olduğu günlerde de süpermarketten kendisi yapardı hep alış verişini. Çoğumuz onu bir süpermarkette alış- veriş yaparken görmüşüzdür.
Lefkoşa’da Köşklüçiftlik’teki evinin tam karşısındaki araziye özel bir bahçe yaptırmıştı 7-8 sene kadar önce. Domatesini, biberini, patlıcanını o bahçede kendisi üretiyor ve yine kendisi ve ailesi tüketiyordu.
Adı siyasette Ceyar olarak anılsa da aslında çok mülayim çok sakin ve sade bir vatandaştı İrsen Küçük. Mekânı cennet olsun… 
 
 Saçları neden boyattı? 
Ülke harıl harıl seçimlere gidiyor, artık sayılı günler kalmış seçim sandıklarının kurulmasına. UBP Genel Merkezi’nden bir telefon geldi. Genel merkezde İrsen Küçük seçim kampanyası ile görüş-alışverişinde bulunmak için kendisine yakın olan gazetecileri çağırtmış. 
Her zaman olduğu gibi toplantıya en geç katılan isim ben olmuştum. Hüseyin Çobanoğlu ağabey başta olmak üzere Rasıh Reşat, Gökhan Altıner ve seçim kampanya ekibinin başındaki Hüseyin Hoca makam odasındaydı.
İçeri ilk girdiğimde perdenin yansıması zannetmiştim. Rasih eliyle “otur işareti” yaparken dayanamadım, yanına iyice yaklaştım ve saçlarını hemen fark ettim. “Efendim aynı Atatürk gibi olmuşsunuz” dedim. 
Başta kendisi olmak üzere içerdeki herkes gülmüştü. Seçimlere sayılı günler kala o gergin ortamda epey gülmüştük. İyi ama neden boyatmıştı saçlarını?
İrsen Küçük için “yaşlı” diyorlarmış. Gülin Hanım buna içerlemiş. Bizzat kendisi bir operasyon yapmaya kalkmış ve sonuç ortada. Sonrasında sormuştum “pişman oldunuz mu? Diye “Hayır” cevabını verdi. 
Neticede Gülin Hanım karar vermiş ve uygulamıştı. İrsen Bey Gülin Hanıma o kadar bağlı o kadar sevgi doluydu ki asla onu üzecek bir ifadede bulunmazdı. Saçlarını boyatma olayında bile… 

YORUM EKLE