Güven bunalımı ve acil para ihtiyacı

 Güzel ülkemiz çok hızlı bir şekilde bozuluyor...

Çevre talan edildi, yollar bozuldu, sağlıkta sıkıntılar arttı, eğitimde başarı düzeyi geriledi, yabancı lisan konuşan genç sayısı neredeyse sıfırlandı, kamuda hizmetler yok denecek kadar azaldı...
Birilerinin ciddiyetle el atması halinde bu sıkıntıları kısa bir sürede çözmek mümkündür...
Fakat, halkın devlet yönetimine ve KKTC’deki gıda maddelerine yönelik güvensizliğini ortadan kaldırmak çok zordur...
Borular patladığı, eriyip, çürüdüğü için musluktan akan suya güvenemiyoruz...
Kasaptan aldığımız ete, manavdan aldığımız sebzelere de güvenemiyoruz...
Hayvancılar bile, önü alınamayan hastalıklardan yakınıyor...
Uzun yıllar kuyu suyuna muhtaç bırakılan insanların gün gele sıkıntı yaşayacağını, hayatını kaybetme noktasına geleceğini düşünen olmadı...
Güneyde olduğu gibi denizden arıtma yöntemiyle insanlara içilebilir kalitede su servisi yapılmadı...
Kuyulardan bedava çekilen suları halka parayla satmak suretiyle gelirlerini artıran belediyeler, sadece istihdam yapmakla yetindi...
Hükümetler ve belediyeler bu hayati sorunu hiç önemsemedi...
Şimdi Anamur’dan gelen suyun dağıtımında sıkıntılar yaşanıyor...
Altyapıya para ayıramayan belediyeler, çürümüş, patlamış boruları değiştiremiyor...
Hükümet de bu tür hayati konulara bütçe ayırmıyor...
Son 44 yılın gündemini sadece ve sadece kamuya istihdamlar, üçlü kararname ile atamalar, siyasi hesaplaşmalar, toplumu kamplara ayırma taktikleri oluşturdu...
Böylece 70’ten fazla kadın örgütü, 50’den fazla çevre, 10’dan fazla medya örgütü oluşturuldu...
“O senin partinden, diğeri benden” denilerek kamplara ayırdıkları insanları birbirine düşman hale getirdiler...
Aileleri böldüler, kardeşi kardeşe küstürdüler...
Bunun adına da ‘siyaset’ dediler...

Şimdi ne olacak?

Parçalara ayrılmış, küstürülmüş, ağır hastalıklarla boğuşan bu toplum artık kendi kurumlarına, kendi üretimine güvenemez hale geldi...
Yediklerinden, içtiklerinden korkar oldu...
Lokantada masaya getirilen ekmeğin hangi fırından alındığını dahi sormaya başladı...
Bazı fırınlarda arıtılmış su kullanılmakla birlikte, bazılarında şebeke suyu kullanıldığını bilen insanların bu hassasiyetine hak vermemek elde değildir...
Sadece ekmek değil...
Yediği etin Brucellalı olup olmadığından emin olmadığı için, garsona “iyice pişir, yansın,” diyerek sipariş veriyor...
Kuşkusuz; endişe duyarak tükettiğiniz etler iyice pişse de, mangal üstünde uzun süre bırakılsa da psikolojik olarak etkileniyorsunuz...
Yola çıktığınız zaman gideceğiniz yere sağ salim varabilmek için dualar okuyorsunuz...
Etten, sütten, peynirden, hellimden, ekmekten, sebze ve meyvelerden şüphe duyuyorsunuz...
Kuşkusuz böylesi psikolojik baskılarla sağlığınız risk altında olur...
Ayrıca, güvensizlik bunalımına düşersiniz...

Şimdiki durum

KKTC’nin son günlerde yaşamakta olduğu krizin temelinde elbette Türk Lirası’nın değer kaybı vardır…
Hükümetin, bu konuda Ankara’dan ek kaynak talep etmesi kaçınılmazdır…
Ve bunun bir an önce gerçekleşmesi için randevu talebi tekrarlanmalı, gerekirse durumun aciliyetini aktarabilecek aracılar bulmalı ve bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşılmalıdır…
Taze para talep ederken, iki ülke arasındaki ekonomik protokolün uygulanması konusunda da ileri adımlar atılmalıdır…
Bazı ideolojik görüşler yüzünden Ankara ile ilişkileri soğutmak isteyenlerin etkisi altında kalma lüksümüz yoktur…
Üstelik yeni bir elektrik zammı daha gelirse, hemen tüm sektörlerde iflaslar kapıya dayanır…
Halkımız böylesi bir felaketi hak etmiyor… 

YORUM EKLE