Halk Meclisi ve müzakereler

Bir buçuk ay önce çıktık yola… 
Reşat (Akar)Bey dedi ki; “Köylere inelim, insanların sorunları ne, müzakereler hakkında neler düşünüyorlar? “ anlatsınlar…
“Fikir güzel de, bunu canlı canlı yapmak lazım” dedim… O zaman da devreye Müdürümüz Sezgin (Madencioğlu) girdi… işlem tamam… 
Ve Kıbrıs’ın Kuzeyi’ni adım adım gezmeye başladık… 
Kimileri bizi kampanya başlatmakla suçlasa da izleyenler bilir, hiçbir şekilde yönlendirme yapmıyoruz… Vatandaş konuşuyor bizler yayınlıyoruz… Dileyen milletvekili de gelip katılıyor… 
Onlar da az sonra yazacaklarını gözleriyle görüp kulaklarıyla işitiyor… 
Her hafta Salı gecesi bir bölgede, o bölgenin üreticisiyle, esnafıyla, köylüsüyle sohbet ediyor, onları dinliyoruz…
İzleyenler zaten biliyor, izlemeyenler için bazı tespitlerimi paylaşmak istiyorum…
Siyasilerin vurdumduymazlığı, kamu kurumlarının yetersizliği özellikle kırsaldaki vatandaşı bezdirmiş durumda…
Kırsaldaki insan için bir sokak lambasını değiştirmekten aciz elektrik kurumu, kopan teli bağlayamayan telefon dairesi var… 
Kırsal kesim arsalarının dağıtılamaması, dağıtılmış olanların alt yapı eksiklikleri vs…
Üretici karşısına çıkan engellerden bıkmış… Üretmek artık zül geliyor…
Hayvancı desen daha da sinirli, daha da öfkeli…
Kırsaldaki insan bunalmış… Beklentisi de kalmamış aslında… Bu sorunların yanında bir de ilgisizlik var… Kimseler gidip dertlerini sormuyor…
Bu sıkıntılara rağmen Annan planı sürecinden farklı bir hava var kırsalda… O dönem de sıkıntılar ayniydi ve “Çözüm olsun da nasıl olursa olsun, kurtulalım artık bu düzenden” düşüncesi hakimdi… Bugün ise farklı…
Özellikle Annan planı döneminde verilecek köylerde yaşayanlar artık topraklarını verme noktasında o kadar cömert değil… 
Bence siyasi liderlik bunu çok iyi algılamalıdır…
Yurttaşlar “en azından bir toprağım var, yaşayıp gidiyorum” noktasında… AB’nin verdiği sözleri tutmaması, geçen süre içerisinde AB’nin “zenginlik” vaat eden yapısının yerini “ekonomik krizlerin” alması bu düşüncelerin nüvesini oluşturuyor…
Kırsaldaki yurttaş AB’den bir şey beklemiyor, çözümün kendi geleceği için yararlı olacağını da maalesef ki göremiyor… “Mevcudu korumaya” yönelik bir düşünce hakim… 
Sayın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı bu düşüncelere ne kadar değer verir bilinmez ama benim algım bu kez işlerin daha zor olduğu yönünde… 
Yerinden olması muhtemel insanlar hayatına devam edeceği evi, işine devam edeceği alanı ve sosyal yaşamın nasıl devam edeceğini görmeden bu kez olası bir referandumda “evet” demeyecek…
Cenevre görüşmelerinden sonra harita da şekillenirse artık kazançları ve kayıpları vakit geçirmeden yurttaşa anlatmak gerekiyor… 
Çözümün ekonomik yönü şu sıralar pek tartışılmasa da bence en önemli unsurlardan biri olarak görülüyor…
Toprak ve mülkiyeti zamana yayılacak bir çözüm modelinin onay alması kanaatimce imkansız gibi…
Ve son olarak da garanti… Türkiye’nin müdahalesinin önünü tıkayacak her hangi bir değişim yurttaştan onay görmeyecek… Bu çok açık bir şekilde dile getiriliyor… 
Bu hassasiyet Cumhurbaşkanımız’da da var… O nedenle bu uyarı Türkiyeli yetkililerimize gitsin…
Çözüm olmasını çok isteyenlerden biriyim, ama gördüğümü, işittiğimi ve hissiyatımı da buradan aktarmak, gerekli uyarıları yapmak bir gazeteci olarak görevimdir diye düşünüyorum…
Umarım bu endişelerin giderileceği bir çözüm  planı karşımıza çıkar ve yurttaş gönül rahatlığıyla oy kullanabilir…
YORUM EKLE