Hami ve İnkar 

 Hidrokarbon kaynakları ve iletişim yolları ile güvenliği üzerinden yeni ve farklı arayışlar, bölge ve dünya siyasetini doğrudan etkileyen yeni gergin bir durum yaratmaktadır.
Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Arjantin’deki G-20 zirvesinde düzenlediği basın toplantısında, Doğu Akdeniz'deki Hidrokarbon aramaları ile ilgili tepkisini, KKTC üzerinden gösterdi.
Bu elbette ki olayın bir yanıdır. Ancak olayın diğer yanı da şudur. 
Türkiye, ayni zamanda Kıbrıs sorunu üzerinden de bu süreçten dışlanmak istenmektedir. Bunun en büyük aracı ise EUROMED olarak İsrail, Mısır, KC ve Yunanistan ile İtalya'nın girişimidir. Bu da Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade etmediği tepkinin diğer yanıdır. 
Türkiye ‘yi devre dışı bırakacak olan bu hattın arkasındaki mantık, ayni zamanda Avrupa'da Rus gazına alternatif olma amacı ile de bağlantılıdır. 
Bu, ABD hükümet yetkililerinin,  Rusya- Almanya arasında olan Kuzey Akim 2 hattı ile Türkiye - Rusya arasında yapımı son aşamasına gelen Türk Akım boru hattına dönük karşıtlıkları ile paraleldir.
Bu nedenle, Kıbrıs sorununda kendine dar açıdan avantaj sağlamak için Güneyin egemen güçlerinin, hidrokarbon konusunda dünyanın, bu yeni çatışma ve gerilimi içine bu sorunu taşıması, adaya yeni belaların gelmesini getirmekten başka bir sonuç vermez.
Kibrianu - Çavuşoğlu Görüşmesi... 
AKEL GS Sayın Andros Kibrianu'nun son Ankara ziyaretinde Sayın Çavuşoğlu ile görüşmesi önemli idi. Ancak bu görüşmeye yalnızca siyasi magazin olabilecek reaksiyonlarla “niye görüştü veya devre dışı kalıyoruz” endişeleri ile bakmak, olayın özündeki kimi  noktaları görünmez kıldı.
Sayın Kibrianu bu ziyaretinde TEPAV'da bir konferans verdi. O konuşmasında ise Türkiye karşıtlığı temeli ile başta İsrail olmak üzere kurulan askeri cepheleşme politikasının yanlış olduğunu ifade etti.
Bu noktayı olayı magazinleştirerek gözden kaçırmak isteyenlere inat değerlendirmek gerekir.
Doğu Akdeniz’de Türkiye,  Yunanistan ve Kıbrıs’ın ortak çıkarlarının buluşma noktasına katkı sağlamak için bu gereklidir. Bu zemin önemlidir. 
Çünkü, Bölge ve dünya çapında hidrokarbon yatakları ve kaynakları üzerinden yeni çatışma noktaları yaratmak isteyen emperyal odakların oyununu bozacak en önemli olay budur. 
Halklara dostluğu, demokratik gelişmeyi getirecek ve militer fanatik düşmanlığı geriletecek olan budur. Kıbrıs sorununun Federal Çözüm zemininde çözümü ile ilgili çabalar çok önemli olmaktadır.
Ancak olayın bizim ve Türkiye açısından bir başka yanı daha var. 
Bu zor şartlarda eğer Kıbrıs Türk Toplumu, adanın Toprak Bütünlüğü ve BM Parametreleri zemininde çözüm temelinde,  Hidrokarbon konusunun aktif tarafı olursa, her açıdan etkili olunur. 
Bakın, Sayın Erdoğan'ın G-20 zirvesinde KKTC'nin haklarını dile getirmesi önemlidir.  Ancak bu konuda esas vurgunun Kıbrıs Türk Toplumu olması ile olay bence daha çarpıcı olurdu.  
Çünkü KKTC olgusu, uluslararası siyasette önemli bir siyasi sıkıntıdır. Üstelik Doğu Akdeniz’de var olan bu hak, her şeyden evvel Kıbrıs Türk Toplumunun 1960 KC'nin Kurucu Ortağı olmasından kaynaklanır. Üstelik bu hak, 1964 Darbesi ile de ortadan kalkmadı. 
Yani 1964 ile KC Hükümeti tek yanlı gasp edilse ve Kıbrıs Türk Toplumu Hükümet dışına itilse dahi bu hak, ortadan kalkmadı. 
Üstelik 1974 sonrası gelişen ortamda 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları ve ilgili BM kararları ve yıllarca bir sonuç alınmasa dahi süren görüşmelerde oluşan yakınlaşmalar. 2004 Annan Planı, Talat- Hristofyas yakınlaşmaları,  Sayın Anastasiadis ve Sayın Eroğlu’nun altında imzaları olan 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi ve nihayetinde Sayın Akıncı ve Sayın Anastasiadis arasındaki yakınlaşmalar ve Crans Montana süreci ile BM GS Sayın Guterres'in Göstergeleri, Kıbrıs Türk Toplumunun ortaklığını ve hak sahipliğini vurgulayan en esaslı ve kapsamlı uluslararası belgelerdir.
Bu nedenle hak talebi vurgusunun, Kıbrıs Türk Toplumunun varlığı üzerinden yapılması daha etkili ve yerinde olur. Üstelik bu hakkın savunulmasında Türkiye ve Kıbrıs Türk Toplumunun ortak görünürlüğü çok yerinde olur. Esas bunu yaratmak önemli olmalıdır. 
Hami olmak güzel bir duygu olabilir. Ama ne kadar güzel olursa olsun, sevdiğinin kendi eli ve varlığı ile ayakları üzerinde durmasını ve kendini savunup ortaya koymasını izlemek kadar keyifli olamaz. Ayni şekilde kendi hakkını savunurken, inkârcılığı değil ama Türkiye’nin, Yunanistan'ın ve Kıbrıs’ın ortak çıkarlarına yol döşemekte çok keyif verici olur. Çünkü barış için bu gereklidir.  

YORUM EKLE