banner564

Hayat yaşayarak öğrenilir

“Bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak, bizim işimiz belki de kırmızı gülün büyüsünde yüzmektir.” 
“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir” ...
Ondandır belki de bazen kendi içimize dönmelerimiz, 
Ondandır belki de bazen kendi başımıza sessiz kalışlarımız...
Ondandır belki de bazen etrafımızda sadece kuru gürültü çıkaran toplulukları dinleyerek konuşmadığımız...
Eğer ağızdan çıkan her kelimenin; iyi veya kötü...  
Eğer ağızdan çıkan öfke, nefret ve kin gibi cümlelerinizin, söylediğinize değil de söyleyene zarar vereceğini bilseydiniz... 
Bu kelimelerin evrende dönüp dolaşıp söz sahibine iyi veya kötü, her nasıl duygu ve düşünce ile geldiğini bilseydiniz... Eminim size gelecek kelimelerin seçimini, eminim size gelecek olan kelimelerin enerjisi hakkında belki de daha bir farkındalığınız olurdu. Kin ve nefret ile söylenilen her cümle, dolaşıp tekrar size gelir...   
Kelimelerin gücü adına, nefeslerin gücü adına... 
“Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et, çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar” ...
Suskunluklar, sessizlikler...  
Bazen cenneti yaşamak, bazen cehennemi yaşamak, dünyanın en güzel kelimeleri arasında, dünyanın en güzel cümleleri arasında...
“Mesela sevmek değil, kime sorsam seviyor zaten. Mühim olan güzel sevebilmek... Kırmadan, dökmeden, yormadan, acıtmadan”... 
Mesela konuşmak değil, mesela konuşmadan da kendini anlatabilmektir...
“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir”...
Her insanın bu dünyada bir hikâyesi var, her insan sabah uyanır ve masalını yazmaya başlar... İyi veya kötü, beğenseniz de beğenmeseniz de, sevseniz de sevmeseniz de, hayat masalımızda her zaman bizim seçtiğimiz insanlar olmuyor. Tesadüf diye bir şeyin olmadığını, “Tanrı zar atmaz” diyen Einstein… 
Ardında çok şey bırakmadığını sanmak...
Ardında çok şey bıraktığını sanmak... 
Ardından çok şey söylemediğini sanmak...
Ardından çok şey söylediğini düşünmek...
Söyleyen bilir, söylenilen de bilir...  Bazen söylenmesi gerekenler söylenmez, bazen de söylenmemesi gerekenler de söylenir.  
Etrafınızca, çevrenizde görmüşsünüzdür. Sinir ve öfke anında ağızdan çıkan kelimelerin cehennemi yaşatan halini...  Sonradan ne kadar pişmanlık duyulsa da... 
Kelimelerin insanı kendinden alan bir lanete dönüşebilmesi... 
Hayat yaşayarak öğrenilir, yaşayarak kendi çıkış yolunu bulursun... Bunu ancak sen kendin bulabilirsin ve yaşayabilirsin...
Birine bir söz söylemeden önce; “Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin. Geçer dediklerimi geçirdim, biter dediklerimi bitirdim. Nefret ettiklerimi sildim, artık yeter dedim. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz…”
“Her insanın geçmişinde günahkâr, her günahkârın geleceğinde aziz sayfalar vardır. Geçmiş ve gelecek birer yanılsama... Şimdiye bakmalı... Bugüne bakmalı... Kaygılardan ve kuşkulardan azat olmalı... Hayatın anlam dairesinde yeni hikâyelere yelken açmak... Böylece sıkışıp kalmamak, böylece yüreğimizden gelen kelimelerin de ferah olması...”
“Bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak, bizim işimiz belki de kırmızı gülün büyüsünde yüzmektir.” 
Kimi zaman sıcak, sarı renkler, kimi zaman hüzün dolu kahverengiler,
Kimi zaman ise sonsuz gibi gelen kurşuni ve lacivert zamanlar...
“Sözler hakikat değildir, ağzımdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır”...
Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar…
İpekböceğinden zaman içerisinde atlas yaparlar.
Bir gün bakacaksın ki sert rüzgârlar esen Akdeniz; aşk kokan rüzgârlara teslim olmuş... Ya esaretin olacak, ya da özgürlüğün... Dağların reyhan kokusu, savrulan yüreğindeki karanlık, kimsenin giremediği köşesinde seni bekliyordur.
Ne de güzel söylemiş Ahmet Arif, “Görüşmecim yeşil soğan göndermiş”.  Sen de yüreğinin ışığını gönder bana... Kimi zaman sıcak, sarı renkler, kimi zaman hüzün dolu kahverengiler, kimi zaman ise sonsuz gibi gelen kurşuni ve lacivert zamanlar ve sen... 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ck
Ck - 3 yıl Önce

Karisini hergun doven adama da sorduklarinda ben karimi seviyorum diyor.....

banner608

banner474