“Hayır, Ama” ve “Evet Ancak”

 Toplumsal sorunlar artarken, siyasi yaşam, çözümler için gereken üretkenlikte olmuyor. Elbette bunun çok çeşitli nedenleri var.
Ancak çok belirgin bir nokta vardır. Buda siyasi kültürde deyim yerinde ise itirazın önde olması, ancak “marifetin” aynı ağırlıkta olmamasıdır. “Marifet” derken çözüm için gereken, gerçekçi önermeleri kast ediyorum.
Bakın, günlük konuşmalar içinde iki veya daha fazla kişi bir konuyu tartışırken dahi, farklı görüşler daima, “ hayır ama “ diye ifade ediliyor. Ayni tezi savunsa ve fark nüansta bile olsa, o fark, gündelik konuşmalarda dahi, “hayır ama” vurgusu ile ifade edilmektedir.
Gündelik tartışmalarda olmayan ise nedir? Farkın, “Evet Ancak” vurgusu ile ifade edilmemesidir. Sanki “evet “, deyip farkını, ancak ile ortaya korsa, kimliği etkin olmayacakmış gibi bir algı var.  
Bu itiraz kültürü gerçekten iliklerimize kemiklerimize işlemiştir.  Bu itirazcı düşünce biçimine veya kültüre dönük çok fazla karşıtlığım yok. Ancak bu kültür, sıkıntıları aşma arayışına yönelmez,  sorunları, çözümleme konusunda, çok yönlü bir çaba ile bütünleşmezse, işte o zaman tıkanıklık başlar.
Bu tıkanıklıkta, her şeye itiraz eden, ama hiçbir şeyi beğenmeyen insan tipini yaratır. Bugün bu anlayışta olan pek çok insanı gözlemlemekteyiz. Kimseyi beğenmeyen, her şeye itiraz eden ama sorunların aşılması için ciddi görüşler ortaya koyamayan insanları görmekteyiz.
Üstelik bu öyle bir hale döndü ki kimseyi beğenmeyenlerin oluşturduğu bu kitle, sonuç itibarı ile bu anlayışla beslediği bir başka oluşumu da beğenmemeye başladı. Bakın, dün, HP ile ilgili olarak umut besleyenlerin bir kısmı bugün, “onlarda da iş yok” demeye başladı. 
İşte bu yalnızca itiraza dayalı anlayış, pek çok konuda, basit ve kestirme cevaplar istemektedir. Ama yaşam o denli karmaşık ve çok yönlüdür ki basit ve kestirme cevaplar kendiliğinden işlevsiz kalmaktadır.
Bu yüzden “evet”, itiraz konusuna duyarsız kalmayacağız. İnsani ve demokratik anlayışlara ters baskıcı, militer, zorba ve ırkçı anlayışlara “hayırcı” itirazımız olacak. Ama bu anlayışı toplumsal sorunlara ve sıkıntılara dönük itirazlarımızla aynı ağırlıkta yansıtmayacağız. 
Bu alanlarda itiraz ettiğimize, ayni zamanda özlü ve kapsamlı çok yönlü ilişkileri dikkate alarak cevaplar bulmak zorunda olduğumuzu da akıldan çıkartmayacağız. Üstelik yalnızca itirazla ve herkesin şikâyet ettiği noktaları yan yana koyarak, onların dile getiricisi olmakla bir potansiyel yaratabileceğimizi; fakat yarattığınızın, sorunların çözüm yolu ile ilgili içerikli ve ayakları yere basan, kapsamlı önermeleri eksikse, arkasından da duvara vuracağınızı bilmemiz gerekir.
Bu yüzden yalnızca “hayır, ama” ile yol alamayacağımızı ve “evet, ancak” söylemine de önem vermemiz gerektiğini akıldan çıkartmamalıyız.. Tepkiler üstünden oluşan dalgalara yaslanarak, siyasette sörf kaymaya kalkan, dalganın kara ile oluşan “vuslatı” ile enerjisini tüketmesiyle, sörf tahtasından düşer.     

YORUM EKLE