Hükümetin Tedbirleri ve Tartışamama 

Hükümet ekonomik önlemleri tekrar düzenleyerek açıkladı. Bu önlemlere dönük tepkiler de var.
Ancak bu aşamada şunu ifade etmek gerekir. Hükümetin tüm topluma ve ekonomiye dönük aldığı önlemlerin ana mantığı, devlet gelirlerinden feragat ederek döviz krizinin mal ve hizmetlere getirdiği ağır yükü kısmen azaltmaya dayanmaktadır.
Bunu da gümrük ve KDV dahil bazı dolaylı vergileri azaltarak ve dövize indeksli devlet gelirlerini sabitleyerek yapmaktadır.
Bu nedenle bu kriz aşamasında devlet gelirlerinin, Bu tedbirlerle azalmasını ise, bazı giderleri kısa bir süre azaltmak ve aynı zamanda bazı alanlarda ek vergiler getirerek kapatmayı hedeflemektedir.
Ek vergiyi Casino ve Bet Ofislerine %20 koyarak getirmiş bulunmaktadır. Bu kuşkusuz bu alanda da bazı hoşnutsuzluklara ve tepkilere yol açmıştır.
Ancak giderleri, devlet gelirlerinin azalması temelinde azaltmak için, diğer bir önleme de başvurmuş bulunmaktadır. Bu da ek mesai ödemelerini azaltmak noktası olarak ortaya konmuştur. Ancak aldığı bu ek mesai tedbirlerini de 4 ay süre ile uygulayacağını açıklamıştır.
Bu konu tepki çekmiş ve Sivil Havacılıkta eylem ile karşılık verilmiştir. Sendikaların ek mesai düzenlemesi ile ilgili tepkileri de devam etmektedir. Bu noktayı değerlendirmek gerekir. 
Bir kere kamu görevlileri bir noktayı göz ardı etmemelidir. 
Bugün sahip oldukları pek çok demokratik kazanım, evet kendi mücadeleleri ile gelişmiştir. Ama bu tek başına olmamıştır. O mücadele sürecinde kimi siyasi tercihler yanı sıra, toplumun kamu görevlisi dışındaki emek ve toplum çevrelerinin de desteği ile bu demokratik kazanımlar yaşama geçmiştir.
Ancak bu kriz içinde tüm toplum, vay vay çeker ve sınırlı imkânlar içinde çıkış yolu ararken,  kamu alanında kimi kesimlerin olayı, yalnızca ek mesai düzenlemesi içine sıkıştırması hiç doğru değildir.
Bu emeğin birliğini ve toplumun bu ekonomik krizden yanan diğer kesimlerinin duyarlılığını sarsar. Böylece toplumsal ortak çıkış ve var oluş dinamiğini, dayanışmayı ve birliğini bu yaralar.
Nitekim, bu ek mesai düzenlemesi içine sıkıştırılmış karşı çıkışlara dönük gelişen karşı tepkilere baktığımda, toplumun demokratik tüm düzenlemelerine karşı olanların, bundan hareketle, genelleme içinde tüm demokratik ve insani değerlere dönük husumetlerini ortaya koyduklarını da görmekteyim. 
Üstelik, ne acıdır ki dünden de yeterli ders çıkarılmamaktadır. 
2008 Dünya krizi olduğunda, o zaman, bu krizi atlatmak için bazı düzenlemeler gündeme getirilmişti.
 Bunlar, 2009'da maaşlara ek artış yapılmaması. HP ödeneğinin 2 ay yerine eski uygulamaya dönerek 3 veya 4 ayda bir verilmesi. Ek mesailerde düzenleme yapılması. Bu arada alım gücünün azalmaması için KDV ve diğer dolaylı vergilerde düşüş yapılması gibi önlemler olarak ifade edilmişti. 
Buna karşın, 2004- 2008 arasında, gerek kamu, gerek özel sektör çalışanlarının maaş ve ücretleri, tarihimizin gördüğü en yüksek noktaya ulaşmasına ve o dönem, asgari ücretin, 1000 dolar düzeyine ulaşmasına karşın, büyük bir popülist öfke oluşturulmuştu,  
Böylece bu popülizmin girdabına düşüldü. “Ne dünya krizi, bizi dünya tanımaz ki,  kriz miriz yok,  bu hükümet uydurmasıdır“ gibi suyuna tirit yaklaşımlarla olaya yaklaşılmıştı.. O aşamada kimi sendika %8, kimisi % 26 ek artış isteyerek eylemler düzenlenmişti.
 Arkasından gelen seçimle birlikte popülizmin o girdabının tuzağına düşülmüştü. 
Dönemin UBP liderliği ile sendikalar protokoller imzalanmış ve “ Türkiye’den parayı en iyi UBP alır” masal nakaratı eşliğinde, zehirli lokma ısırılmıştı.
 Sendikalarla imzaladığı protokolde ek maaş artışları vereceğini, HP'ye dokunmayacağını imzalayan UBP,  Hükümet olur olmaz, üç ayın içinde, artış yapmayı bir yere bırakın,  HP’yi 1,5 yıl kaldırmış. Ek vergiler salmış. Elektrik ve araç ruhsatlarını düşürme sözüne karşın, artırmıştı.  O günlerde UBP ile protokolle imzalayanların, Başbakana giderek “sizden ek artış istemiyoruz, hiç olmazsa var olanı kaldırmayın“ deyişlerini üzülerek izlemiştik. Eki meki bırakın, hep birlikte hak budamasını yaşamıştık. 
Şimdi tüm bunlardan ders çıkarılmadan, bu büyük kriz içinde, kimi sendikaların yine dar alandaki tepkiler ile uğraşması yeniden gündeme geldi. 
Bakın,  toplumsal var oluş sorunu olan bir yerde bunun olmaması gerekir. Evet, bütün yük çalışanların üstüne yıkılamaz. Ancak, kısmı düzenlemelerin aktif tarafı olacak olan kamu sendikaları, o zaman bu yükün dengeli dağılımı için, tüm toplumun desteği ile etkin düzenleyici olur.
Hiç konuşulmayan konu ise, Hükümetin devletten destek alan yoksul ve yardıma muhtaç insanlara ödemeyi artırarak, 1000 TL ile düzenlemesidir. Bu pahalılık içinde bu manevi olarak çok önemlidir. 
Ama ne acı, konuşan yok. Bunu 1500 TL nasıl yaparız diye devinim koyan yok. Bu nedenle bu aşamada, kavgadan çok, konuşmaya, diyaloğa ihtiyaç var. Aksi ne olur dersiniz? 2009 sonrası yaşananın beş beteri. Ders almak gerekir. Siyasî popülizmin girdabından çıkmak gerekir. 

YORUM EKLE