“İngiliz Aslanının Dişleri ve Tedbir...“

Başbakan Sayın Tufan Erhüman ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay'ın  Türkiye ziyareti gerçekleşti. Bu ziyarette Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile görüştüler. 
Her şeyden evvel bu ziyaretin törensel boyutu dahil olmak üzere, bu düzeyde yerine gelmesi ve görüşme sonrası ifade edilen bazı sözler, bu konuları ele almak gerektiğini göstermektedir. 
Türkiye ile Kıbrıs Türk Toplumunun ilişkileri çok önemlidir. 
Bu ilişkileri geliştirecek olan esas ise gönül bağıdır.
Misak-ı Milli ve Lozan...
Unutulmaması gereken bir nokta var. Kıbrıs, Osmanlı siyasi coğrafyasından çıkıp, İngiliz İmparatorluğunun egemenlik alanına girdi. Üstelik takvim yaprakları hızla tükenirken, Balkan coğrafyasını ve Orta Doğu' yu dönemin güçlü ülkelerinin paylaşım niyetinin yol açtığı savaşlar,  20. yy başında, almış başını gidiyordu. Tüm dünyada ve bu coğrafyada,  pek çok halk, K.Marks’ın deyimi ile “Halklar kasaphanesine“ itiliyordu.
 Kıbrıs, İngiliz egemenliği altında iken Kıbrıs Türk Toplumu bunu yaşamaya başlamıştı. Orta Doğu’da, Balkanlarda,  İngiliz, Osmanlı ile farklı kampların üyesi, düşman ülkeler olarak savaşıyordu. Çanakkale Savaşı gerçekleşiyordu. En sonunda da Osmanlı, Sevr Antlaşması ile yenilginin doruğunu yaşadı.
Sonra Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nın kıvılcımları parıldamaya başladı. Bu çerçevede “Misak-ı Milli” ilan edildi. Kıbrıslı Türkler, Misak-ı Milli'nin kapsamı dışında kaldıklarını gördüler, bunu iyice bildiler.
Anadolu’daki o  mücadele başarı ile sonuçlandı. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. 
Sonra Lozan Antlaşması yapıldı.
Kıbrıslı Türkler, Lozan Antlaşması ile de  tıpkı, Misak-ı Milli gibi  dışında kaldıklarını  gördüler.
Üstelik bütün bu dönemler içinde aynı zamanda adanın diğer sakini olan Kıbrıslı Rumların, dönemin güçlü ülkesi İngiltere'den de hep ENOSİS talep ettiklerini yaşadılar.
Bütün bu koşullarda ekonomik, sosyal ve kültürel zafiyetlerine karşın en olumsuz koşullarda adadaki varlıklarını devam ettirdiler. Ne Türk askeri vardı, ne bugün var olan siyasi ve ekonomik destek. Bu toplum, dilini, kültürünü, inancını ve varlığını  korudu. Yani bu topraklarda yaşayan bu toplum, Misak-ı Milli ve Lozan dışında kaldıklarını bile bile varlıklarını, İngiliz Aslanın Dişleri Arasında ve ENOSİS şamatası altında korudu.
Üstelik adanın diğer sakini olan Kıbrıslı Rumlarla birlikte, adanın demokratik gelişmesine ellerinden geldikçe katkı koymaya da  çalıştılar. Sayın Niyazi Kızılyürek'in dilimize kazandırdığı eski sol liderlerin anılarında, beni en fazla etkileyen, Sayın Pulitis Servas'ın İngiliz’e karşı kazandığı, Leymosun Belediye seçimleri ile ilgili anıları oldu. Kıbrıslı Türklerin, demokrat, ilerici Kıbrıslı Rumlarla birlikte demokratik değerlerin ilerlemesi için verdikleri onurlu duruşun en önemli örneklerinden biridir bu.
 Kök saldıkları bu adada köklerini, kimse kesemedi. Üstelik bu köklerin bu adanın sakini olan diğer toplumlarında kökleri ile birlikte adanın toprağından hak ettiği besini almasını da amaçladılar.
Tedbir istemi...
Ancak yaşanan bunca şeyden sonra, neden bugün,  Türkiye ile Kıbrıs Türk Toplumunun ilişkileri  gönül bağı zenginliğine dönük kısmen fukaralaştı?  Bu yüzden neden, “ tedbir alınması” gibi bir istek, son ziyarette ifade edildiği gibi dünya kamuoyu önünde  istenir oldu? Kıbrıs Türk halkı, “Atatürk'ü koruma kanunu”  olmadan Türkiye’yi ve Atatürk’ü İngiliz’e ve EOKA'ya rağmen sevdi ve korudu. Şimdi ne “Atatürk’ü koruma kanunu” gibi Türkiye’yi de koruma ve sevgi kanunu mu çıkacak?  İşte bu bizi düşündürmelidir. Şu soruya herkes soğukkanlılıkla cevaplar aramalıdır. Neden gönül bağı zenginliği yerine soğuk ve sevgisiz tedbir alınması istemi  gündeme giriyor? 
Buna cevap ararken, kimse, kolaya kaçmasın. Ucuz lakırdı olan, “yabancılar, Rumlar onların  ajanları etkiliyor” demesin. Kardeşim, “İngiliz Aslanının Dişleri Arasında”; Misak-ı Milli ve Lozan’ın dışında kaldığını bile bile bu toplum, varlığını korudu. Bu güce ve EOKA'ya rağmen,  sevgisini yaşattı. 
Ne de kimse, bir başka ucuz yaklaşım olan “bu işten,  Türkiye’nin yöneticileri sorumludur” demesin. Çünkü canım kardeşim, bu ülkenin ve toplumun kimi yöneticileri ve elitleri,  siyasi ikbal için, güç ve erk için, ekonomik menfaat için, kendi insanlarını ulu orta Türkiye yöneticilerine müzevirledi, karaladı. Bu hala sürüyor. Askeri vesayet döneminde Türklük ve Atatürkçülük üstünden bunu yaptılar. Bugün hem bu, hem dini inançlar üzerinden bunu yapıyorlar.
İşte bu yüzden Türkiye siyaset yapımcıları, kendi ideolojik ve siyasi duruşları ne isterse olsun, bu adada yaşayan insanları, “ailenin yoksul çocuğuna “himmet dağıtacak abi havası üzerinden değerlendirmemelidir... Müzevirler ve yalakaların fesatcılıklarını da görmelidirler. Burada  yaşayanların,  kendi dilleri, inançları ve kültürleri ile bir  varlık  ve zenginlik oldukları anlayışı ile sarmalıdırlar.  Böylece  tarihin bize armağanı olan bu gönül sevgisini; korku, tedbir, sindirme ve para gücü ile değil, gönül ateşinin sıcaklığı ile besleyelim.
YORUM EKLE