Türkçede eskiden gelen güzel bir deyiş var. “ Kabahat samur kürk olsa kimse giymek istemez”. Bu, Kıbrıs’ın bir bütün olarak füze saldırılarının hedefi haline gelmesi gerçeği için cuk yerine oturur. Çünkü Kuzeyden yükselen yönetici elit sesleri bunun sorumlusu, Güneyin siyasi elitleri diyor. Ama onlar İki Ayrı Devlet tezleri ile Kıbrıs’ın bütünü üzerindeki ortak egemenlik haklarına sırt dönmelerinin, bugün şikayet ettikleri sonucun esaslı nedenlerinden biri olduğunu göz ardı etmeyi de hala marifet sayıyorlar. Bu o kadar ileri gitti ki “ Kıbrıs Cumhuriyeti” İsrail ile adanın askeri amaçlar için kullanılmasına dönük antlaşmalar yaparken. ABD, Fransa, Hindistan ile de askeri antlaşmalar ve ortak askeri tatbikatlar yapılırken de gıkları çıkmadı. Kuzeyin yöneticileri, bunlar olurken; BM, AB, İİT, TDT’ye bunların, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Kuruluş ve Garanti İttifak Antlaşmalarına aykırı olduğunu dair bir sesleniş dahi yapmadılar. Gelelim Güneyin de o “ Samur Kürkü “ giyemeyecek olmasına. Onlarda, sırf Kıbrıs Türk Toplumu ile Adanın Egemenliğini siyasi eşitlik temelinde paylaşmamak. Ayrıca kendi bağnaz düşünceleri çerçevesinde, Kıbrıs Türk Toplumunu ve Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ile diğer zenginliklerden soyutlamak ve onlarsız bu değerlere çökmek için, son yedi yılda ABD, İsrail ve Fransa ile tek yanlı askeri, siyasi antlaşmalar yapmayı marifet saydı. İsrail Gazze’yi, Lübnan’ı, Suriye’yi bombalarken ve İran’a dönük 12 gün savaşında adayı kullandırdılar. Bugünün geleceği belli olmuştu.
Sözün özü şuradadır. Kendi içindeki Toplumlararası Sorununu, Karşılıklı Kabul Edilecek bir Antlaşma ile çözemeyen bu Adanın İki Başat Toplumu; Ortak Vatanlarını bu belaya karşı koruyamaz. “ Kıbrıs Cumhuriyetinin” Soğuk Savaş Yıllarına karşın, Arap Ülkeleri ve İsrail ile dostluk bağı vardı. Peki bugün? Güneyin bağnazları sırf, Kıbrıs Türk Toplumu ile adanın ortak egemenliğini paylaşmamak ve Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak için Sayın Anastasiadis’le başlayıp, Sayın Hristodulidis’le gelişerek devam eden tavırla; AB üyesi olmalarına karşın, “körü körüne” İsrail ve ABD yörüngesine girdiler. Kuzeydeki bağnazlar ise son 5 yılda, İki Ayrı Devlet tezi ile bu politikaya patika değil, çift şeritli yol açtılar. Sonuç itibarı ile adamız, Orta Doğudaki emperyal niyetlerin “ uçak gemisi” oldu. Şimdi Füze atılacak korkusu, adanın iki toplumunu da sardı. Adanın İki Toplumu, Karşılıklı Kabul Edilecek Bir Antlaşma ile adadaki Toplumlararası Soruna; BM Parametreleri Temelinde Çözüm bulmazsa, Ortak Vatanımız daha pek çok belanın mağduru olacaktır. Üstelik Türkiye ve Yunanistan’ı da bu savaşlarının mağduru yapacaklar. Ege’in iki yakası ve Doğu Akdeniz’de Türkçe ve Yunanca barış türküleri söylendiği zaman, bu Orta Doğuda çok sesli Barış korosunun gelişmesine yol açacaktır. Nazım Hikmetin, “ Dünyanın En Tuhaf Mahluku” şiirindeki, “ Kabahat senin, demeye dilim varmıyor ama, Kabahatin çoğu senin canım kardeşim” dizesi gibi, Kabahat “ bizim”, Kıbrıs’ın Ana Dili Türkçe, Yunanca olan sakinleri.


