İyilik ışığını arar

Geçen hafta yazdığım yazıma istinaden, gerek telefonumdan arayan, gerek mail adresimden bana ulaşan okurlarıma çok teşekkür ederim.
Bir kez daha Kıbrıs Türk halkının, ne kadar duyarlı ve hassas olduğunu gördük.
Hayatın içinde, hayatın gerçekleri hep yanı başımızdadır. Ben her kesimin dert ve sorunlarına ışık tutmak isterim. Evet, doğrudur, belki de haddim değil, geçen hafta yazdığım türde yazılar yazmak, onlarca gazeteci arkadaşım, mesleklerini yaparken... Maalesef doğru olan bir şey daha var, ben bazen haddimi aşmasını severim. Niye biliyor musunuz? Kimseye eyvallahım olmadığından... 
Mademki kalem tutuyorum, mademki vicdan sahibiyim, e bir zahmet, sesini duyuramayanların, sesi olayım.
Gelen yorumlardan birisi de  “Aslında Egemenlik kayıtsız şartsız yetim çocuğun olması gerekliydi, fakat bizim vekiller, bakanlar sadece yandaşlarını işe almakla meşguller, başka da bir işe yaramıyorlar”... 
Benim aklıma nedense son günlerde, "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!" ("Qu'ils mangent de la brioche.") sözü ile Marie Antoinette geliyor… 
“Bu dünya, yaptıklarımızın yankılanıp yine bize döneceği bir dağdır” demiş Mevlana...
Rivayet olunur ki, hayat bir zerre... O zerrede kaybolmak ve yaşamak... Aslında tüm olay bu...
Birbirimizle her zaman, bir gülümsemeyle buluşalım, çünkü gülümseme sevginin başlangıcıdır; demişti Rahibe Teresa.
Dünyayı sevgi ve merhamet kurtaracak... Benim hala böylesine sarsılmaz bir inancım var, tüm kötü kalpli, hırslı, zalim ve sevgisiz insanlara inat... Bir gün tüm canlılar hak ettiği şekilde yaşayacak. Sevgi ve barış kazansın. Tek dileğim budur...

Hayat kısa ve sen hayallerini gerçekleştirmek için harekete geç...
Her şeyin en güzeli, en iyisi olup ta ne yapacaksın?
Dört dörtlük olma lütfen, bu insanı, kontrol ve mükemmel konusunda takıntılı yapar…
İki dörtlük olsun, sen olsun, yeter ki ilk adımı at.
Hayattan keyif al. En çılgın rüyanı bile gerçekleştirmeyi dene. 
Bugün varsın, belki de yarın yoksun.

Bazen mantık şalterini indirmek ve sadece yüreğinin ışığını açık bırakmak, sevdiklerimdendir, yüksek dozda tavsiye edilir...
  
Mutluluk, mutluluğun özüdür. İnsan küçük mutlulukları gözlemeyi öğrendiği vakit, öylesine gönül zenginliğine kavuşur ki, her zaman en kötü, en acı veren olaylarda bile, minik te olsa, o zerrecikte, umut, mutluluk ve iyilik ışığını arar. Onu görür... Onu yakalar...
Bakmak değildir olay, görmektir... 
 Ve benim gibi kahve severlere; Ahmet Hakan güzel yazmış bugün sosyal medyada;
“Sabah kalkınca, iyi bir haber alınca, önemli bir işi bitirince, yemek yiyince, kafamın tası atınca, ayağımı uzatarak oturunca, bir şeye odaklanınca, telefonda uzun konuşunda, kahve içerim... Taşikardi olacaksın diyeceklere not: Her kahveyi sonuna kadar bitirmem, birkaç yudumcuk, o kadar... Ben daha çok tüten dumanını, seremonisini, kokusunu seviyorum demiş... Tüm kahve severler tadında bırakmayı severler çünkü”... Ahmet Hakan’ın çizgisini seviniz, sevmeyiniz. Belki de tanıdığım için, onun duruşuna saygı duymuşumdur her zaman. Kedileri seven, kahve seven ve inanılmaz donanımlı...
Kahve ile yazdıklarını sevdim bugün. Aynı şekilde sevdiklerimin bana, çok kahve içiyorsun, dikkat et dediklerinde hep gülümsüyorum çünkü sabah ilk kahvem dışında, gün içerisindeki diğer kahveleri sırf bu kokusu ve tüten dumanı için, birkaç “yudumcuk” alıp bıraktığımı bilmediklerinden...
Sohbetin hatırına, sevdiğinin hatırına... Cemal Süreyya ne güzel demiş; “Gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatırına sen kalayım.”  
Haftaya tekrar buluşana dek, sağlıcakla, mutlulukla kalınız... 

YORUM EKLE

banner456

banner459

banner473

banner460