Kan tükürmek ve kızılcık şerbeti

  İç siyasi yaşamda gerginlik üretmenin kimseye yararı yoktur. Hükümetin düzenlediği basın toplantısını izledim. Başbakan Sayın Hüseyin Özgürgün'ün basın toplantısının açış konuşmasının başlangıcını dinlediğimde ve gerginlik üretmeyen ilk ifadeleri duyduğumda bu hoşuma gitmişti.
Ama arkasından gelen ifadeler ve Bakanların söylemleri, olumlu olmadıklarını gösterdi. 
  Kısır tartışmalardan kaçmak gerektiğini ifade eden Sayın Başbakan'ın arkasından gelen ifadeleri ve Bakanların iç ve dış siyasi konulardaki söylemleri, kısır polemiklere doğrudan kapı açtı.
Toplantı bittiğinde, bu basın toplantısının neden yapıldığı sorusu aklıma takıldı.
  Bir bakın bakalım Hükümetin, tüm Bakanları ile katıldığı bu basın toplantısından sonra yaygın olarak toplumun aklında, toplumsal sorunların çözümüne dair niyetlere dönük ne kaldı? Toplumumuzun gündemini etkileyecek hangi konuları bu toplantı geride bıraktı?

Yalnızca Cumhurbaşkanı’na saldırı...
 
  Bir tek konu kaldı akıllarda. Buda Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı'ya dönük yapılan suçlamalar ve ifadeler.
  Üstelik orada atılan bu kıvılcım, arkasından Cumhurbaşkanlığı’nda tüm partilerin katıldığı toplantı sonrasında ateş dilimlerinin daha da yükselmesine neden oldu. 
  Bu toplantıda Hükümet, Kıbrıs sorunu gibi önemli bir konuda, Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı'ya dönük eleştiri dozunu aşan ifadeleri sergiledi. 
  Ama aynı zamanda kendi içindeki çelişkileri de bariz bir şekilde göz önüne serdi.
  Çünkü Sayın Serdar Denktaş'ın söylemleri ile Sayın Başbakan'ın ve Sayın Dışişleri Bakanı’nın ifadeleri arasında uyum yoktu. Uyumun ötesinde önemli farklar vardı.
14 Eylül'e doğru giderken Hükümetin, Cumhurbaşkanı’nı hedef alması çok yanlıştı. 
  Ama buna ilave edilen bir başka yanlışlık daha vardı. 
  Özellikle Sayın Serdar Denktaş'ın Annan Planı dönemine atıf yaparak, o zaman görevde olan Rahmetli Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş ile dönemin Türkiye hükümetinin çelişkisine atıf yaparak, bunu bugüne getirmesi ve bağlaması bir başka yanlıştı.
  Bunun üzerinden de gerekirse, Türkiye Cumhurbaşkanı ve Hükümetinden farklı tavırlar içinde olacaklarını ifade etmesi bu aşamada hiç yerinde değildi. 
  Özellikle Garantilerin ve 5'li Konferansın yapılması olasılığının gündemin başında olduğu bu aşamada. Üstelik de Güneydeki Bağnazların 5'li Konferansı sabote etme çabaları açıkken bunları ifade etmek çok önemli bir yanlıştır.
  Üstelik Türkiye'nin çok sıkıntılı iç ve dış sorunlarının olduğu bu dönemde, Kıbrıs sorunu gibi önemli bir sorun etrafında Türkiye ile çelişki ve karşı tavır sergilemenin kime ne faydası var? 
  Ayrıca Türkiye'nin etkin garantisinden ısrarla söz eden Sayın Serdar Denktaş ile Sayın Özgürgün'ün böyle önemli bir aşamada, çözüm sürecine dönük Türkiye ile farklılığı öne ele alması ve bunu ifade etmesinin kendi mantıkları açısından da doğru yanı yoktur.
  O zaman akla şu gelir. Sayın Akıncı'nın şahsında esas vurulmak istenen sürece destek veren Türkiye mi? 
  Niyetleri bu olmasa bile, bu basın toplantısında çıkan mesajın bu olduğu, bu açıklamaları dinleyenin anlamaması mümkün değildir.
  Bu en kritik aşamada hangi sorumlu davranış, hem Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile hem de Türkiye ile çatışmayı içeren bu konuşmaların yapılmasını gerektirir? 
  Ya olduğun gibi görüneceksin, ya da göründüğün gibi olacaksın. 
  Bir taraftan en önemli konularda "Anavatancı" olacan ama öte taraftan çözüm söz konusu ise bütün bu söylemleri es geçecen. Bunun hiçbir yere faydası yoktur.
  Eğer karşı isen yalnız para için nutuk çekmeyeceksin. 
  Toplumsallık, "Kan tükürürken, hayır kızılcık şerbeti içtim" demek olgunluğunu gerektirir.
YORUM EKLE