Kıbrıs sorununun çözümünün kolay olmadığını anlamak için merhum Rauf Denktaş’tan başlayıp, bugüne kadar görev alan tüm Cumhurbaşkanlarının değerlendirmelerine bakmak lazım…
Uzlaşı sağlanan en basit konularda dahi Rum liderliğinin ileri adım atmasını engelleyen bir güç vardır…
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Partinin iktidara geldiği ilk aylardan başlayarak Kıbrıs konusunda bir adım önde siyasetini ortaya koymuştu…
AB ve BM yetkililerinin “Rumlarda kaç lider değişti, sizde hep Denktaş idaresi var” şeklindeki şikayetlerinden yola çıkarak Kıbrıs’ta lider değişimine gidildi…
Denktaş adaylıktan çekildi ve CTP lideri Mehmet Ali Talat Cumhurbaşkanı oldu…
Karşısında CTP’nin ‘kardeşi partisi’ AKEL’in lideri Dimitris Hristofyas vardı…
Çok sayıda görüşme yaptıkları halde Kıbrıs sorununu çözemediler…
Talat’ın ısrarlarına karşın basit konularda varılan uzlaşıları ortak bir deklarasyon halinde açıklayamadılar…
Talat’tan sonra göreve Derviş Eroğlu geldi…
Eroğlu, Türkiye ile uyum içinde çalıştı, karşı olduğu bazı konularda olumlu bir tavır sergiledi…
Ama o da Kıbrıs sorununu çözemedi…
Sonrasında Mustafa Akıncı Kıbrıslı Türklerin liderlik koltuğuna oturdu…
Karşısında Annan Planı’na ‘evet’ diyen Nikos Anstasiadis vardı…
İkisi de Limasolluydu…
İsviçre’de günlerce görüşme yaptılar…
En sonuncusu Crans Montana’da Akıncı masaya harita koydu…
Anastasiadis ‘istediğini aldığını’ söyleyip, şimdiki Rum toplumu lideri Nikos Hristodulidis’le birlikte masayı devirip adaya döndü…
Akıncı’dan sonra liderliğe Türkiye’nin desteğiyle Ersin Tatar getirildi…
Rum tarafını federal çizgiye çekebilmek için ‘iki devletli çözüm’ tezi ortaya atıldı…
Böylece, 2004’te federasyona ‘hayır’ diyen Rum liderliği tavır değiştirmek zorunda kaldı…
Şimdi koro halinde federal çözümden söz ediyorlar…
Federal çözümün gerçekleşebilmesi için Tatar’ın gitmesi gerekiyordu…
Nitekim öyle oldu ve bu kez Tufan Erhürman geldi…
Erhürman, daha ilk günden itibaren Güven Yaratıcı Önlemler konusunda iyi niyetini ortaya koydu…
Yeni sınır kapılarının açılması için öneriler sundu…
BM yetkililerinin huzurunda yapılan önerilere ilk anda ‘hayır’ diyemeyen Rum lideri, perde gerisinde oyalama taktiği gütmeye başladı…
Uzun vadeli mücadele
Kısacası; çözümden söz ediyorlar ama, çözüme giden yolu açmıyorlar…
Yolun başında ‘iki toplum arasındaki güveni artırmak’ vardır…
Güveni nasıl artırabilirsiniz:
-İki toplum arasında daha çok temas sağlarsınız…
-Ortak etkinlikler organize edersiniz…
-Aynı hastanede tedavi olmalarını, aynı fabrikada çalışmalarını sağlarsınız…
-Karşılıklı alış-verişleri artırıcı önlemler alırsınız…
Peki bunların hangisi yapıldı veya yapılıyordur?..
Özellikle karşılıklı alış-verişleri artırmak için daha çok geçiş kapısına ihtiyaç vardır…
AB Komisyonu başkanına sınır boyundaki varilleri gösterirken ülkenin bölünmüşlüğünden söz eden Bay Hristodulidis, diğer yandan yeni kapı açılmasını sabote ederse bunun üzerinde durmak zorundasınız...
Erhürman’ın dün kapılar konusunda yapmış olduğu detaylı açıklama Hristodulidis’in ‘iki yüzlü’ bir siyaset izlediğini gözler önüne seriyor…
New York’taki görüşmede bunu BM Genel Sekreteri Guterres’in bilgisine de getirmesi elbette iyi oldu…
Ama yeni dünya düzeni içinde Guterres’in çaresizliğini görmek ve temas hattını genişletmek lazım…
En kısa süre içinde başta ABD ve İngiltere elçileri olmak üzere tümüne kapılarla ilgili gerçekleri anlatan bilgi notları sunulmalıdır…
Türkiye’nin de desteğiyle Brüksel’e de bunlar etkili bir şekilde aktarılmalıdır…
KKTC hükümetine düşen görev ise, Kıbrıs Türk çarşısını ucuzlatacak önlemleri hayata geçirmektir…
Güneye akışın artması, tahmin ettiğimiz gibi beklenen olumlu sonucu vermedi…
Tam tersi Kıbrıslı Türklere işkence çektirecek bir uygulamayı teşvik etti…
Kalıcı bir çözüme ‘evet’…
Yapıcı Diyalog varsa ona da ‘evet’…
Ama işkence ve aşağılama siyasetine ‘hayır’…



Yetersiz Kalan Metehan Geçiş Kapısı ile 4 yeni Geçiş Kapısı sözü verilen Ülkemizde KKTCnin önerdiği İki yeni Geçiş Kapısına Evet diyen Rumlar’ın önerdiği İki yeni Geçiş Kapıları açılmasına neden Hayır diyoruz acaba ? Askari bilgedir deyip arkasına saklanmak KkTCnin zafiyetine değilmidir yani ! Bu teknoloji çağında Geçişlere Niye KKTC Hayır diyor ki ? Mevcut Ateşkes durumu olan KKTCnin tümü de Askeri değilmidir yani ? Maazeretlerimizi niye kabullenmeyip başkalarını Suçluyoruz ki ! Neden devamlı AB - BM - ve Uluslararası Toplumu Düşman görüyoruz acaba ! Dünyanın Ambargo koyduğu Kıbrıslı Türkler değil de Kurduğumuz tanınması yasaklanan KKTCnin ta kendisi olduğunu bilmeyenimizmiz mi var yani ? Aynaya bakıp gerçekleri görme zamanımız gelmiştir ‘ Dikili taş önünde Dünyaya Haddini bildiren Yöneticilerimizden beklediğimiz öncelikle Ellerini Taşın altına koyup Kıbrıslı Türklerin Geleceğini Karartan kararlara son vermelidirler ! Aksi halde her geçen gün daha da kötüye giden Pahalılıktan ve Çevre Kirliliğinde girilemeyen Kaçaklar Suçlular Ülkesi Ekonomisi batmış KKTC ile birleşmek veya ortak olmak isteyenleri Dünyada Mumla Arar Olacağız !