Kaynak mı? Kaynama mı?

Pahalılık ve ekonomik kriz insanları yaktıkça, sendikaların üretici birliklerinin eylemleri de gelişiyor. Bu eylemler ilk etapta zümresel çıkarların zedelenmesini gidermek olarak algılanıyor. 
Ancak başka “eylemler” de var. Bunlar ilan edilmeyen, ama hayatı doğrudan etkileyen “eylemlerdir”.
Bu ise enflasyonun yıkıcı etkisine karşı kendi ürettiği veya sattığı mal ve hizmetlerin fiyatlarını artıran esnaf ve iş dünyasının enflasyona gösterdiği fiyatlandırma karşı tepkisidir. 
Bu iki farklı davranış biçimi de enflasyonun yıkıcı etkisine karşı gösterilen reaksiyonun sonucudur. 
Bunların muhataplarının kendince haklı savunmaları var. Her iki eylem biçiminin bu nedenle ayakları yere basmayan, dar çıkarlara dayalı davranış biçimleri de var. 
İşte bu noktada, tüm kesimleri yakan bu gelişmeye karşı ortak bir payda ve dayanak noktası yaratarak olumsuzluğa çare araması gereken kurum, siyaset ve düşün dünyamızdır.
Bu bakımdan durumu iyice incelemek ve dün ile bugün arasındaki farkı da iyice ellemek ve sağlıklı olarak tartışmak, konuşmak gerekir.
Bir kere şu gerçeği kimse göz ardı edemez.
TL kullanan Kuzey Kıbrıs’ta enflasyon gerçekleşmesi, geçen yılın Aralık ayına göre % 24.29 olmuştur.
Ayni dönemde ise Türkiye'de enflasyon gerçekleşmesi %12.29 oldu.
Yalnız 2018 Ağustos ayında gerçekleşen enflasyon, DPÖ verisine göre % 8.42 oldu. 2017 Ağustos ayına göre ise Ağustos 2018 ‘de bir yıllık enflasyon %29.88’dir.
Peki, bu noktadan hareketle olaya bakarsak, yılsonuna kadar enflasyon ne olur dersiniz? Kimisi %40 tahmini yapıyor. Kimisi daha iyimser olarak %30-35 arasını öngörüyor. Ancak bu öngörülerin toplamı akaryakıt, elektrik ve diğer ham maddelere gelecek artışları göremeden yapılan önermelerdir. Bunların bugünden daha pahalı olacağı da bir gerçektir.
Bunu neden yazdım? 
Kamu, Temmuz için %12 HP ödeneğini kamu çalışanları, emekliler, yerel yönetimler KİT ve diğer devlet destekli çalışanlara ödedi. Peki, yılsonu enflasyon, en iyimser tahminle %30 olursa % 18 daha ödeyecek. Buna bu koşullarda can dayanmaz.
Bu durumda ödemeyip, ne yapacaksınız?  Dikta ile bu düzenlemeyi mi kaldıracaksınız? Vay ki vay...
Ayrıca alım gücünün düşmesi ile ticarette daralma var. Ekonomik kuruluşlar endişe ile küçülmeyi düşünmeye başladı. Bu yaygın işsizlik demektir. Banka borçlarını ödeyemeyecek insanların iş yerlerini, konutlarını kaybetme riski arttı. Bankalar donuğa girebilecek kredilerin endişesini taşıyor. 
Bu ülkenin bunlara kendi kaynakları ile göğüs germesi mümkün değildir. Sıcak kaynağa ihtiyacı var. 
 Yıllardır kendi cari harcamalarını kendi geliri ile karşılama hedefini savunan birisi olarak, bunu açıkça ifade ediyorum. Çünkü bu günkü durum dünden farklıdır. 
Önce bunu temellendirip can suyu verip,  ayni paralellikte verimlilik, üretkenlik için gereken düzenlemeleri de yapmak gerekir. Reform demedim. Çünkü bu kavramın cılkı çıktı. 
Evet, söylenip yazıldığı gibi dün iktidarların bazıları, Türkiye’den seçimlerde çift maaş vermek, verimsiz tarımsal üretimden dolayı yüksek taban fiyatı vererek oy almak. Kamuda istihdam, erken emeklilik ve benzeri popülist uygulamalar için kaynak aldı, dağıttı. Sağlıksız bir yapıyı, Kıbrıs sorununda statükoyu sürdürmek için kullandı. Doğru.
Ama şimdi bu döviz krizi koşullarında, TL kullanan,  ama Türkiye’den yaptığı ithalatı dahi dolar ve Euro üzerinden yapan. Tüm girdileri döviz üzerinden olan ve bu nedenle de bu krizden enflasyon olarak Türkiye’nin iki katı etkiye maruz kalan bu ada ülkesinin, karşı karşıya kaldığı yıkımı, kendi kaynakları ile göğüsleyebilmesi mümkün değildir.
Bu yüzden bu ülkenin dış kaynağa ihtiyacı vardır. Bu nedenle Başbakan Sayın Tufan Erhüman’nın Türkiye ziyareti önemli idi. Bu ziyaret sonrası bu yeni koşullarda Başbakanın kaynak olgusunu gündeme getirmesini dünkü anlayış ile değerlendirmek yanlıştır. 
Bunu herkesin düşünmesi gerekir. Hele Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu bu zor koşullarda eğer, “iç cephe”, enflasyonun yol açtığı etki ile birbiri ile düşmanlaşırsa ve bir birine dönük olarak dar menfaatlerin kıskacında tavır alırsa, bilin ki bu büyük toplumsal sorunu aşma konusunda ortak irade geliştirmez. Bu olmaz ise kaos, çatışma ve sonuçta diktacı durum gelişir. Bu ise esasın daha fazla kaybedilmesine yol açar.

YORUM EKLE