
Annan Planı referandumundan sonra, Kıbrıs sorununu bütünüyle görüşüp tartışmak, almak ve vermek üzerine kurulu bir müzakere süreci başlamıştı. Bunun, plana “evet” diyen Kıbrıslı Türkler için hiçbir olumlu sonucu olmadı. Nihayet, Akıncı’nın başkanlığında çılgınca bir girişim daha yapıldı. Crans Montana’da garantilerin tartışılmasından masaya harita konulmasına kadar birçok sınır aşıldı ama Rum tarafı masayı devirerek çekip gitti. Sonuç yine sıfır oldu!
Tatar dönemiyle birlikte bu oyun, “iki devletli çözüm” denilerek yeniden kurgulanmak istendi. Başarısız, soyutlanmamızı artıran bir süreç yaşadık. Tatar da bunu fark etmişti zaten… 3D formülü ile bu süreci yumuşatmaya çalıştı ama belki de birileri engel oldu ve başaramadı!
Erhürman, bu sürece yeni bir çerçeve kazandırdı. Çözüm için müzakere edeceksek, bunun bir yöntemi olmalı diyor. Öyle bir yöntem ki şimdikilerden farklı olarak bizi sonucu ulaştırma konusunda daha ümit var görünmeli… Bu yöntemle de olsa müzakereye başlamadan önce güven artırıcı önlemler de ciddi şekilde uygulanmalı… Ada’daki hayat iyileşirken liderler çözüm istedikleri konusunda birbirlerine güven duyar noktaya gelmeli…
Erhürman bunlar için öneriler yaptı. Dört maddelik metodoloji önerisi var… Güven yaratıcı önlemler konusunda 10 maddelik bir paket önerisi olmakla birlikte geçmişten gelen konuları ve Hristodulidis’in önerdiklerini de görüşmeye hazır olduğunu belirtiyor.
Hristodulidis bu yaklaşımı boşa çıkarmaya ve müzakereleri, amaçsız ve yöntemsiz olarak geçmişte kaldığı yerden devam ettirme çağrısı yapıp duruyor.
Uluslararası camia, Hristodulidis’e kulak vermek yerine Erhürman’a destek oluyor. BM Genel Sekreteri ve kişisel temsilcisinin Erhürman’a verdikleri destek görünür hale geldi. Avrupa Parlamentosu’ndaki hava da olumlu seyrediyor. Perde gerisinde ABD, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerin desteği olmasa bu olumlu hava yakalanamazdı herhalde…
Erhürman, Cumhurbaşkanlığı’nın ilk dört ayında Kıbrıs sorununu eski çerçeveden çıkarıp yeni bir çerçeveye oturtmayı başardı. Hristodulidis’in eski tarz görüşme çağrılarının sonuçsuz kalacağı iyice ortaya çıktı. Şimdi değilse bile Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığı sona erdiği zaman daha ciddi girişimlerin ve hatta baskıların gündeme gelmesi beklenebilir.
Kıbrıs sorunu bu yeni çerçevede ve önerilen yeni yöntemlerle çözümlenebilir mi; bilmiyorum. Uluslararası bir sorun olan Kıbrıs sorununun Türkiye-AB ilişkilerinden, Doğu Akdeniz’deki güvenlik ve enerji ittifaklarından ve nihayet ilgili devletlerin iç politikalarına olacak yansımalarından etkilenmesi kaçınılmazdır.
Bir sorunun çözümlenebilmesi için “yıldızların hizalanacağı zamanı yakalamak” gerektiğini söylemek moda oldu. Bizim yıldızların ne zaman hizaya geleceğini bilmiyoruz ama Cumhurbaşkanı Erhürman’ın bu hizalanmaya ciddi katkılar koyduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


