Kıbrıs ve Türkiye, seçimler

 Daha sandıklar kapanmadan yazdığım bu makalede, seçim sonuçları ile ilgili bir değerlendirme yapmam mümkün değil.
Ancak kesin olan bir şey var. Türkiye’de seçim sonucu ne isterse olsun, Pazartesi günü ekonomik, siyasi, demokratik tüm yapı ile Dış Politika artık dünkü gibi gidemez.
Açık olan bir şey var. Seçim sonucu ne isterse olsun, Sayın Muharrem İnce, adaylık sürecinde gösterdiği performans ve etki ile ciddi bir enerji oluşturdu.
Oluşturduğu enerji yalnız iktidara muhalefet olan insan ve kesimler arasında olmadı.  Oluşturduğu enerji, iktidar destekçilerini de etkiledi. Onların rehavet ve mağrurluklarını da sarstı. Her şeyin çantada keklik olmadığını onlara gösterdi.
Düşünün ki artık Türkiye’de OHAL’ı savunan kalmadı. Bu hali, Türkiye'yi yönetmek için elzem gören iktidar mensupları dahi, Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası içinde OHAL uygulamasını kaldıracakları vaadini yapmak zorunda kaldılar. 
Dolayısı ile CB seçimlerinden sonra kim isterse kazansın, eğer seçim gecesi, kazanmanın coşkusu ile rakiplerine dönük üstünlük edası ile tavır alırsa, bu durumdan sonra ortamı toparlamak çok zor olur.
Bu seçim, sonuçlarından öte, sonrası ile de çok önemlidir. Kazananın yalnız kendisinin değil, ama tüm Türkiye’nin kaybetmesinin başlangıcına kapı açması mümkündür.
Ama seçim sonucu ne isterse olsun,  İstikrar denen ve kutsanan halin;  baskı ve güçle, hele kazanmak için her şey mubahtır anlayışı ile oluşmayacağını herkesin artık idrak etmesi gerekir. 
Kıbrıs’ta
Bizdeki Yerel Seçim sonuçlarının ise iç siyasette çok büyük bir değişime yol açmayacağına inanıyorum. Bu değişim ifadesini de yazarken hükümet kurma senaryoları ile bağlı tutmuyorum. 
Bunu siyasi anlayış ve kültür bakımından ifade ettiğimi söylemek isterim. Yani sonuçlar ne isterse olsun, Yerel Yönetimleri çıkmaza götüren anlayışların, bu seçim döneminde sorgulanmadığını ifade etmek isterim. 
 Üstelik bu seçim dönemi her siyasi eğilimin, “ Yerel Yönetimlerde Reform” gerekir dediği bir zamanda gerçekleşti.
Ancak yerel seçimlerde o reform hakkında tek kelam dahi edilmedi. Yerel Yönetimlerin birleşmesinden söz edildiği bir dönemde bu konuda da tek kelam edilmedi.
Bu yüzden kim kazanırsa kazansın, evet yerel yörede bir etki olacak, ama Genel Yerel Yönetim anlayışında farklı bir temelin oluşmasına bu katkı sağlamayacak.
Üstelik siyasi partilerin ciddi bir çoğunluğunun bu seçimlerde kendini geri çektiği ve Bağımsız adaylar arkasında yarışa girdiği de bir başka gerçektir.
Ayrıca, ayni partiden insanların bir kısım yerlerde, partisinin gösterdiği veya desteklediği adayların karşısına aday olarak çıktığı bir seçim dönemi de geçirdik. Bundan geleceğe dair nasıl yeni ve enerjik bir ortamın doğmasını bekleyebiliriz?
Bu seçim dönemi; siyasal alanı kötüleyerek, kendine siyaset alanı açmak isteyenlerin, bu tutumları ile gerçekte kendi bindikleri dalı da kestikleri ortaya çıktı.
Yani dünü, toptancı bir anlayışla kötüleyerek çıkılan yolda, Yeni diye ortaya çıkarılan siyasi akımlar ve anlayışlar,  ne dünün verimsizliğin giderdi, ne de dünden daha iyi oldu.
Dünün doğrusu ile Yeninin iyisinin sentezi ele alınamazsa, ne dünün birikimleri, nede yeninin potansiyeli bir birini bütünler. 
Ancak toptancılıktan uzak bakışla baktığımızda, bazı bölgelerde yerel düzeyde kimi adaylar,  ister yönetimde olsun, isterse olmasın, hakikaten Yerel alanlarına göre yararlı ve güzel şeyler ifade ettiler. Bunlar umut içinde olmamızın örnekleridir.
Sözün özü şudur.
Ulusunu sevmekten dar milliyetçiliğe düşmenin çıkmazı. Dindarlıktan, dinciliğe geçmenin çıkmaz yolu.
 Demokrasiden, hukuktan yalnızca kendisi için hukuk ve demokrasi istemenin hiç bir güzellik getirmeyeceği gerçeği. Ayrıca Barış politikasından, militarizme geçmenin, halka, ulusa devlete hiç bir şey kazandırmadığı artık ortada.
Bu yüzden sonuç ne isterse olsun, hiç bir şey artık eskisi gibi devam edemez. 

YORUM EKLE