KKTC’de insan hakları ihlalleri ve olumsuz etkileri

Bölüm 3

Dışişleri Bakanının taahhütte bulunması 
O tarihte Dışişleri Bakanı olan Sn. Kudret Özersay’a gidip “Bu nasıl iş, biz KKTC yasalarına güvendik, evlerimizi satın aldık, tüm parasını ödedik, evimizde oturmaya başladık, sözleşmemize aykırı hiçbir davranışımız olmadı, koçan almanın bir formalite olması gerek, gecikmişse bu bizim kusurumuz değil, devletin ve satıcının kusuru, evimiz hiç ilgimiz ve bilgimiz olmayan bir anlaşmazlık nedeniyle nasıl gasp edilebilir?” diye sordular. 
Dışişleri Bakanı, “Böyle bir şey olamaz, bir kişinin herhangi bir nedenle arazi sahibinden alacağı varsa devlet olarak biz bunu karşılarız. Sorun ortadan kalkar. Sizler sözleşmelerinize uygun hareket ettiniz, tüm uygar ülkelerde olduğu gibi haklarınız korunacaktır. Gerekirse biz zorla mal iktisabı yasası altında sitenin bulunduğu araziye el koyarız. Böylece site devlet malı haline gelir. Daha sonra size evlerinizi 49 yıllığına icar ederiz. Yani “leasing” yaparız. Devletten 49 yıllığına ev kiralama ile müstakil koçan sahibi olma arasında hiç fark yoktur. Sözleşmelerinizdeki haklarınız aynen korunacaktır.” dedi. 
Bu taahhüt karşısında rahat bir nefes alan ev sahipleri sevindiler. Ancak sevinçleri uzun sürmedi. Bir süre sonra işlemlerin devam ettiğini evlerinin Bakanın sözüne rağmen satılmak üzere olduğunu öğrendiler. Şikayet etmek için tekrar Dışişleri Bakanlığına gittiklerinde Bakanın değiştiğini öğrendiler. 

Başbakanın şikayetçileri baştan savması 
Bu kez Başbakana giden ev sahipleri devletin taahhüdünü yerine getirmesini talep ettiler. Başbakan onları görevli bir memura havale etti. Görevli memur onlara “Acaba eski Dışişleri Bakanının böyle bir taahhütte bulunması doğru muydu? Bu taahhüdü yerine getirmek kolay olacak mı ?” sorusunu sordu. Memur görevinin şikayet edenleri baştan savmak olduğu düşüncesi içinde hareket ediyordu. Sorunu çözmeyi düşünmüyordu. Ev sahiplerinin haksız yere ateşe atılacak olması sorunu ile ilgilenmiyordu.
Ev satın alanlar “Dünyanın her yerinde devlet bir taahhütte bulunduğu zaman bunu gerçekleştirir. Sözünü nasıl yerine getireceğini mağdurlara sorup onları baştan savmaz, mağdurları ateşe atmaz. Galiba biz KKTC’nin bir devlet olduğunu düşünmekle hata ettik ” diye düşündüler. 
Bu olaylar, dünya kamuoyu tarafından izlenmekteydi. Kıbrıs Türk halkını severek haklı davasını savunmak isteyen dünya aydınlarını perişan ediyordu. Bu haksızlıkları öğrenen İngiltere Parlamentosundaki Kıbrıs Türk lobisi dağıldı. Kıbrıs’ta Rum Yönetiminin egemen olacağı bir federasyon kurulması görüşü yeniden kabul görmeye başladı. Böylece KKTC, dünyamızın en saygın ve etkili kişileri olan dostlarını yitirdi.  
Dünya aydınlarının ve kanaat önderlerinin insan haklarını bu kadar açıkça ihlal eden bir ülkeyi desteklemesi söz konusu olamazdı. Bu nedenle KKTC’nin hararetli savunucuları olmaktan vazgeçmek zorunda kaldılar. Bu durum Rum Yönetiminin en büyük kazancı oldu. 

Trajedi devam ediyor
Sözleşmelerindeki taahhütleri aynen yerine getiren yabancıların evleri tüm itirazlara rağmen çok şaibeli bir şekilde açık artırmada satıldı. Greatstone Sitesinin satışı 20 Ocak 2020’de gerçekleşti. 
Herkes devletin taahhüdünü yerine getirmesini ve satışın iptal edilip beklediğinden satışa ilgi çok azdı. Birçok kişi de bu kadar vicdansız koşullarda ev almak istemediği için açık artırmaya katılmadı. Bu nedenle açık artırmada artıran olmadı.
Uyanık kişi ise bu fırsatı değerlendirmek için pusuda bekliyordu. Artıran olmadığı için araziyi yok fiyatına satın aldı. Evlere de sahip olduğunu iddia etmeye başladı. 
Evlerin bulunduğu araziyi yok pahasına alan kişi evlerin ayrı koçanları olmadığı nedeni ile evlere de sahip olduğunu iddia ederek tahliye davaları açtı. Bunun yanı sıra kira da talep etti. 
Böylece ev satın alanlar evlerini, evi satın almak için ödedikleri parayı kaybetmenin yanı sıra oturdukları süre için kira ödeme tehlikesi ile de karşı karşıya geldiler. 

Rum Yönetiminin zafer kazanması 
Dünya medyası bu olayları yani KKTC’de insan haklarının ihlal edildiğini tüm dünyaya duyurmaktaydı. Böylece Rum Propaganda ordusu zafer üstüne zafer kazanıyordu.
Ev satın alanlar kendi kendilerine ve dostlarına şu soruyu sormaktadırlar. “Acaba bir Kıbrıslı Türk Londra’da ev satın alıp sözleşmeye uygun hareket etse ve buna rağmen hiç ilgisi olmayan bir anlaşmazlık nedeniyle hem evi, hem ödediği parayı kaybetse neler düşünür? Bu da yetmez aleyhine tahliye davası açılıp kira da talep edilse durumu nasıl değerlendirir? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi insan hakları kurallarını genişletip tüketicileri herhangi bir alışverişte korumaya çalışırken bu kadar açık hukuka aykırılıklarla evlerin yitirilmesine ne diyecektir? Bu kadar açık hukuka aykırılıklara izin veren bir ülke hakkında ne düşünecektir?” 

Barışın yitirilmesi ve yeniden kazanma ümidi   
Dünya aydınları ve kanaat önderleri Kıbrıs’ta barışın iki ayrı devlet sayesinde geldiğini, iki ayrı devletin tanınıp eşit koşullarda işbirliği yapmasıyla barışın kalıcı hale geleceğini bilmektedirler. Ancak insan haklarını açıkça ihlal eden KKTC’nin kalıcı olması için gayret göstermeyi doğru görmüyorlar. Bu nedenlerle iki bağımsız devletin birbirini tanımasına değil, Rum egemenliğinde bir federasyon kurulmasına sıcak bakmaya başladılar. 
Federasyon önerisinin sürekli olarak müzakere masasına gelmesinin nedeni budur. Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının önüne sürekli olarak tehlikelerle dolu federasyon taslakları konmaktadır. Kıbrıs Türk halkı aldatılarak en iyi olasılıkla fakir bir azınlık haline geleceği taslakları kabul etmesi istenmektedir. 
Bu koşullarda KKTC Hükümetinin harekete geçerek KKTC’deki insan hakları ihlallerine son vermesi gerekir. 
Bunun için ilk adım olarak Sn. Kudret Özersay’ın taahhüt ettiği gibi iyi niyetli alıcıların ev satın aldıkları, anlaşmazlık çıkan sitelere, Zorla Mal İktisabı Yasasından yararlanılarak kamu yararı gerekçesi ile el konmalı ve alıcılara sözleşmelerde taahhüt edildiği gibi koçanları gününde verilmelidir. 
Böylece KKTC insan haklarına saygılı bir ülke haline getirilmelidir. O zaman dünya aydınları ile kanaat önderleri KKTC’nin tanınmasını ve kalıcı olmasını yeniden savunmaya başlayacaklardır. 
Böylece Kıbrıs Türk halkı tehlikelerle dolu bir anlaşma yapmaktan ve çocuklarının geleceğini tehlikeye atmaktan kurtulmuş olacaktır. (Bitti)

YORUM EKLE

banner456

banner455