İran’a dönük ABD - İsrail saldırganlığı devam ediyor. İsrail, ABD desteğinde aynı zamanda Lübnan topraklarını da işgal etmeye soyundu. Bu hal devam ederken, dünyanın büyük pek çok ülkesinin savaş uçakları, gemileri ve “füzesavarları”; adamızı “korumak” gerekçesi ile adamızda konuşlandı. Bizi kimden koruyacaklar? İran’dan mı? İran ile toplumlarımızın ne dertleri var? Ama esas, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve enerji yolları üzerindeki, askeri, siyasi ve ekonomik hakimiyet için, stratejik önemi olan adamıza dönük ilgileridir. Çünkü Kıbrıs Adası, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu, Batı Asya ve Uzak Doğu ile Avrupa arasında ekonomik, askeri ve siyasi olarak stratejik önemdedir.
Bu stratejik önemi ifade eden en önemli sözü ise İngiliz Amirali Lord John Hay söyledi. 17 Kasım 1869’da Süveyş Kanalı İngiltere Kraliçesi Victoria ve Osmanlı Padişahı Abdülaziz’in iktidarları zamanında açıldı. Bu kanalın açılmasından dokuz yıl sonra, Kıbrıs adasını Osmanlı Padişahı Abdülhamit, İngiltere’ye kiraladı. Bu kiralama üzerine, Kıbrıs’a idareyi devir almak için bir filo ile gelen Amiral John Hay şunu söyledi. “Hindistan’a giden yolun anahtarını Kraliçeme sunuyorum”. Evet o dönemde Kıbrıs; Süveyş Kanalı ile birlikte Hindistan ve Uzak Doğu’ya giden yolun anahtarı oldu. Daha sonra içten yanmalı motorlarla birlikte, hidrokarbonların insan yaşamı ve ekonomi üzerindeki artan etkisi nedeni ile adamız; 20.yy içinde stratejik önemini artırdı. Arkasından gelişen Soğuk Savaş yılları içinde Kıbrıs, “Batmayan uçak gemisi” olarak nam saldı. Adanın sakinleri de bir birine düşürüldü. Orta Doğu’da 1960’ tan sonra oluşan tüm Arap - İsrail savaşları ile Kıbrıs’taki toplumlararası çatışmalar ve savaşlar hep aynı yıl, ya da arka arkaya yaşandı. Bu tarihsel gerçektir.
Bu bakımdan adamızın etrafında, üzerinde ve limanlarında konuşlanan hangi ulusun bayrağını taşırsa taşısın, tüm savaş gemileri ve uçakları bizim için değil, kendi çıkarlarını küresel ölçekte korumak için buradadırlar. Bu nedenle “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” Sayın Hristodulidis’in; “Küçük devletler, büyük devletlerin oyun alanlarından uzak kalamaz. Uluslararası gelişmeleri yakından takip ederek, sürece müdahil olmalıdır.” sözü, teslimiyetçi tutumun yansımasıdır. Ona Rahmetli İsmet İnönü’nün şu sözlerini hatırlatmak isterim. “Büyük devletlerle ilişki, ayı ile aynı yatağa girmeye benzer”. İşin gerçeği ise şudur. Kıbrıs’taki toplumlararası soruna, karşılıklı kabul edilecek bir antlaşma ile çözüm bulamazsak; bu ada, yaşayanların çıkarlarından daha çok, büyüklerin stratejik çıkarlarının oyun alanı olur. Kıbrıs’ın iki toplumu ve Türkiye ile Yunanistan da bu oyunun mağduru olur. Kıbrıs’ta barış, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz ile Ege’de ve Avrupa’da barışın anahtarlarından biridir. Kraliçeye sunulacak anahtar yerine; tüm halklar için barış anahtarı dökelim.
Kraliçenin mi? Barışın anahtarı mı?
- 16 Mart 2026, 10:44
- 28
YORUM EKLE
Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi




