Kritik aşama

  Kıbrıs sorunun çözümü konusunda kritik bir aşamadayız. Böyle kritik bir dönemeçte olmamız gerçeğine karşın, siyasal yaşamımız buna denk bir tavır içinde mi?
  Politik, idelojik görüşünüz ne isterse olsun; sonuçta o değerli fikirlerin temeli, dünyayı, yurdunuzu, insanınızı daha iyi noktaya götürmeye dairdir. 
  Bunlar da, dünyaya, yurda ve insana dair temellere dayandığı için, birbiri ile çatışmayı ve yarışı da içerir. 
  Ama dünya, insan ve yurt için olması nedeni ile de bunlar, çatışma ve yarışları ile birlikte, öne sürülen yüce amaçlar için, birbirleri ile de kesişme ve buluşma noktalarını da içinde taşır.
  Üstelik bu buluşma ve kesişme noktaları; toplumların içine girdikleri zor ve çetin dönemleri karşılamada çok daha önemli olur.
  Ancak içinden geçtiğimiz bu önemli ve zor dönemin gereği olarak toplumumuzda farklı görüşlerin kesişme noktası yakalama çabası oluşmuyor... Aksine, bunun yerine siyasi yaşamı birbirinden uzak galaksilere döndürmek için her şey yapılmaktadır.

Son şans
 
 Kıbrıs görüşmelerinde gelinen aşama, "son şans" olarak tanımlanmaktadır.
Peki bu ne demektir? 
  Ya görüşme süreci zorlukları ile birlikte, bir antlaşma ile sonuçlanacak ve Federal bir çözüm gerçekleşecek. 
  Ya da sonuçlanmayacak ve başka bir düzleme geçilecek.
  Her iki olasılık da bir tek şeye ihtiyaç gerektirir. Toplumsal ortak kesişme noktalarını yakalamaya. 
Çünkü, her iki durumda da bugünden çok farklı gelişmelerin olacağı açıktır. Yani ortak toplumsal kesişme noktalarına en fazla ihtiyaç duyulacak haller oluşacaktır.
  Her iki hali de toplumsal, mümkün olabilen en ortak noktalarda yakalamanın temeli de şimdi atılabilir. Olasılıklara bakarak şunu söyleyebiliriz.
  Eğer; bu ortak paydayı, Federal çözümü arzulamanıza bağlı olarak; "Bunu antlaşma olduktan sonra sağlayalım da yapalım", diye düşünürseniz...
  Ya da Federal çözümü arzulamadığınız temelde, "Bu antlaşma duvara vursun da ondan sonra toplumsal birliği sağlayalım" derseniz...
  Toplum olarak her iki hale de kırık dökük ve parça parça gireriz...
  Kısacası her iki halde de; "önce benim görüşüme gün doğsun da" deyip, ortak toplumsal paydayı sonra, "ben merkezli" geliştiririm anlayışı ile hareket ederseniz, bunu ondan sonra da gücünüz ne isterse olsun sağlayamazsınız.
  Sağlayamayacağınız içinde baskı ve zorbalığa gidersiniz. 
  Bunun da kısa vadede size getirisi olabilir. Ama orta vade ve uzun vadede ne siz, ne toplum huzura kavuşur.
  Bu bakımdan, Mahkemelerden dönen hukuk temeli olamayan kararları için, “fiili Başbakan" görünümü veren Sayın Serdar Denktaş'ın, İyi İdare Yasasını,"üzerimize bol geldi" diyerek, kaldıracağı tehditini savurması çok tehlikelidir.
  Bu mantık, kritik aşamadaki toplumun demokratik birliğine sıkılmış kurşundur. Çünkü hukuk devleti ilkelerine saygı, toplumsal ortak paydanın temelidir.
  Bunu sarsarsanız, kritik dönemeç içine girdiğimiz bu aşamada, bunu dönerken, önünüze çıkabilecek her iki yolda da toplumsal konumu sarsacak temel atarsınız.
Kimse kimseden," gel bana biat et ve benim saptadığım temelde toplumsal ortaklık oluşsun" beklentisi içine giremez. 
  Bu bakış; sonuç itibarı ile kritik aşamanın tetikleyeceği açık olan devinimlerin iç ve dış enerjilerinde katkısı ile toplumsal kaosun derinleşmesini sağlar.
  Kritik aşamalardan geçmenin temeli, hukuk devleti ilkeleri ile demokratik hoş görünün şekillendirdiği ortak paydaların, her açıdan gelişmesini gerektirir. Ama ne acıdır ki tüm siyasi güçlerimiz, hem kendi içlerinde, hemde birbirleri ile ilişkilerinde bu aşamanın gerektirdiği ortak payda arayışında değildir. Bunu yakalamak için usanmadan gereken gayreti, sağduyu herkes göstermelidir..
YORUM EKLE