Kriz, “Vertigoya” Tutulmak! 

 ABD Başkanı Sayın Tramp, 10 Ağustos ‘ta TL'nin büyük depremle karşılaştığı noktada bir twit attı.  TL'leri güçlü dolarımız karşısında eriyor. Bende bir kararname hazırlayarak çelik ve alüminyum da vergiyi iki katına çıkardım dedi.

Bu;  sendeleyene bir tekme attım diyen pervasız,  despot böbürlenmenin dik alasıdır. 
Türkiye’nin Alüminyum ihracatında ABD'nin payı %1,7 dir. Ama bunun etkisi bu ihracat kaleminin boyutunun ötesinde oldu. Çünkü ABD'nin bu tavrı, dünya piyasalarında sarsıcı etki yarattı. Bu nedenle TL dolar ve diğer yabancı paralar bazında sarsıldı.
Bu nedenle bu ifade düşmanca, hoyratça bir davranıştır. Emperyalist pervasızlığın dik alasıdır. Tıpkı İran’a, Rusya'ya ve diğer ülkelere davrandığı gibi. 
Buna cevap, Türkiye Cumhurbaşkanından geldi. Bunu savaş olarak yorumladı. Bu nedenle bu ciddi ekonomik duruma dönük olarak savaş hali çağrısı yaptı.
İş bu noktaya ulaşırken, Kuzey Kıbrıs’ta biz;” iki arada, bir derede kalmanın” ötesinde;  Vertigo hastalığına tutulmuş insan gibi, boşlukta dönmeye başladık.
Dilimiz damağımız kurudu. Baş dönmesinden nerede durduğumuzu anlayamaz olduk. Feryat, figan  yanı sıra; en tehlikelisi, sesiz çığlıklar yüreğimize gömülüyor. Bir örnek alalım.
Et fiyatlarından şikayet ediyorduk. 
Bakın, bu krizin döviz  kurları ile bakalım olaya. Yurt dışından ithalatta arpa fiyatı 280 dolar olacak. Doları 6.50 TL üzerinden hesaplarsak, arpanın yurt içine geliş fiyatı tonu 1.820 TL eder.
Bugün 800 TL civarında üreticiye verilen arpanın fiyatı, yeni ithalatla tonu 1.820 TL  olduğunda devlet bunu ne kadar sübvansiye edebilir?  Ne kadar isterse etsin, eskiyi görmek mümkün değil. Kaçınılmaz olan;  et, süt ve süt  ürünlerinde korkunç zam olacağı gerçeğidir.
Bu neyi getirecek? 
Yerel üretimin ve üreticinin çöküşünü. Halkın yaşam kalitesinin gerilemesini. Yani, Allah’ın helliminin, kıymasının dahi, kuyumcu vitrinin de olması gibi bir şey gelişecek demektir bu.  
Bir müddet sonrada göreceksiniz, tüm hayvanlar değersizleşecek. Sıkışan üretici elden çıkarmaya çalıştıkça alıcı da kalmayacak. “Batan geminin malları” hesabı gelişecek.
Peki, hayvan  yemi üretimi,  yerel olarak, Türkiye’den gelen suya paralel olarak düzenlensin diyenleri susturan ithalat lobileri, bunların siyaset ve medya ayakları, işin kolayına sarılanlar şimdi ne yapacak?
Bu nedenle bu kriz;  katma değeri üretkenlik ve  verimlilik temelinde artırmanın  önemini bir o kadar daha anlaşılır kılmalıdır. 
Her şeyin ithalatla ele alınmasının yıkıcılığı ortada. Allah’ın dondurmasına 2 milyon dolar ödüyoruz. 
Bir kere bu krizler, tüm ekonomik varlıkları değersiz kılar. Bugün Kuzey Kıbrıs, Güneye ve İngiltere’ye göre ucuzdur deniyor. Hayır, bu ifade doğru olarak durumu yansıtmaz. Doğru ifade daha acıdır.. Acı olan, bu  yerlere göre tüm ekonomik varlıklarımız değersizleşti. Doğru olan bu. 
Yani toplum olarak fukarlaşmak yanı sıra, ekonomik varlık temelinde değersizleştik. 
Bu günden başlayarak bu yıkım içinde,  2 milyar dolar gibi bir para ile Kuzey Kıbrıs'ın ciddi bir bölümünü, bir uçtan diğer uca almak mümkündür. Hele ekonomik kriz derinleştikçe, iflaslar başladıkça, bu daha da acı olur. 
Zaten yerli, “ağlanmış mal “ alıcısı “ lokkarolar”, akbabalar şimdiden kanat çırpmaya başladı. 
Ayrıca, bu krizler yalnız parayı değersiz kılmıyor. İnsanı, siyaseti, manevi, demokratik, vicdani, ahlaki, dini, toplumsal ve ulusal  değerleri de erozyona uğratıyor. Değersiz kılıyor. 
Bu yüzden durum ciddidir. Tüm  katman ve kesimler ile siyasi güçler kafa kafaya vermelidir. Kafa  kafaya vermek hali ise,  savaş dili ile olmaz. Her şeyden evvel demokratik değerlere ve hukuk devleti ilkelerine dünden daha fazla önem vermek temel olmalıdır. 
Dış politikada da barış dili hakim olmalı.  ABD ile mesafe konabilir, konmalıdır da. Ama başka ittifaklara giderken, içte barış ve demokratik birlik esas olmalı,  olmazsa bunu başarmak zorlaşır. 
Bunları içte yükü yalnızca çalışanların üstüne yıkmayacak, ortak toplumsal direngenliği geliştirecek dayanışma kültürüne dönük tedbir ve düzenlemelerle bütünleştirmek gerekir.  Bunun için üretkenliği, verimliliği, adaleti, eğitimde nitelikli insanı hedef alan düzenlemeleri öne çıkartmak gerekir.
Bu zor dönemi; savaş ruhu ile değil;  akıl, dayanışma, demokratik birlik, üretken yapı , içte de dışta barış dili ve akıl akıldan üstündür ifadesi ile herkesin ve her kesimin katkısı ile aşabiliriz. 

YORUM EKLE