Kudüs, Kıbrıs, İsrail ve Türkiye

Ekonomik kriz ve hükümet meselesinde oynanan ilkel oyunlar, temel meselelere harcayacağımız enerjiyi tüketiyor. Türkiye; BAE, Mısır, İsrail ile çatışmacı halin dışında adımlar attı. Bunlar yaşanırken Ukrayna savaşı ve Rusya - NATO kamplaşması gelişti. 
Ansızın Kudüs’te, Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırı gerçekleşti. Çatışmalar, ölümler oldu. Bu provokasyonu düzenleyen odak, çok yönlü sonuçlar peşinde idi. Bunlardan biri İsrail’de 8 partinin yer aldığı ve Netenyahu sonrası oluşan Koalisyon hükümetini darbelemek. Diğer niyet ise Mescid-i Aksa’ya saldırı ile Arap Dünyası ve Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri yumuşatma adımlarını sekteye uğratmak. Bunlar yaşanırken Türkiye, eskiden sıkça yaptığı, ama son dönemlerde terk ettiği diplomatik alana yöneldi. Kudüs saldırısını şiddetle kınarken, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, İsrail Cumhurbaşkanı Sayın Herzog’u aradı. Görüştüler. Bu adım provokasyon odaklarının oyununa ve saldırıların gelişmesine engel oldu. Nitekim bu gelişmelerden sonra Ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa’ya Müslüman olmayanların girişini İsrail makamları engelledi. Böylece radikal ve fanatik Yahudi odakların, Ramazan boyunca geliştirebilecekleri provokasyonlar şimdilik durdu. Bu yaşananlar, son yıllarda ortadan kalkan diplomatik ilişkinin etkili olduğunu gösteren örnek oldu. Şimdi sosyal medya üzerinden Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı Sayın Herzog’u arayarak attığı bu olumlu adımı, U dönüşü diye tanımlayan eğilimleri görüyorum.
Bu gelişme, Kıbrıs sorununa bakışta neye ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bakın yeniden gündeme gelen Güven Artırıcı Önlemler konusuna Sayın Anastasiadis, “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini tanısın; ben her şeyi görüşürüm”. Kuzey Kıbrıs’ta da Cumhurbaşkanı Sayın Tatar ve Hükümet de, “Eşit Egemenliğimizi kabul etsinler; her şeyi görüşürüz” demektedirler. Yani GAÖ için iki taraf, kendi maksimalist tezini diğerinin kabul etmesini ön şart olarak ileri sürüyor. Bu mantıkla Kıbrıs’ta barış ve yumuşama için adım atılamaz. Peki iki tarafta bu ön şartları neden ileri sürüyor? Ukrayna krizi, Avrupa’nın Rus Gazına bağımlılığını ortadan kaldırmak isteyen ABD’ye; Avrupa’yı, Doğu Akdeniz gazı ile takviye etme imkanı getirdi. Bu nedenle bu yeni hali, iki tarafta kendi maksimalist tezlerine Batı temelli destek sağlamak için fırsat olarak gördü. Böylece çözüm için gelişen bu alanı, dar milliyetçi hedeflere ulaşmak isteyen iki tarafın bağnazları kullanma peşine düştü. 
Düşünün, BM Parametrelerine dayalı Federasyon görüşmeleri hemen başlasa, Türkiye’de Sayın Erdoğan’a muhalefet edenler ne yapar? Peki Güneyde bu yaşananlardan sonra nasıl bir kriz doğar? Bu nedenle yeni süreç bunlardan ders çıkartarak ele alınmalıdır. Bütünlüklü çözüme vurgu ile GAÖ ele alınmalıdır. Bütünlüklü çözüm müzakereleri ise; bugüne kadar iki taraf arasında süren görüşmelerde üzerinde yakınlaşılan tüm konuları ve başlıkları listeleyip bunları tartışmayacakları mutabakatı. Ayrıca görüşme sürecinde olumsuz tavır takınan tarafın, BM tarafından ilanı kuralı ile makul ve kısa bir takvimle görüşmeler başlamalıdır… Eğer Güney, BM tescili ile olumsuzsa, Kıbrıs Türk Tarafı üzerinde süren izolasyonların BM kararı ile kaldırılacağı net ifade edilmelidir. Ha bizsek ne olur? O zaman da izolasyon durağından hareket ederek, en dibe ineriz. 
Yani dünyanın değişen şartlarının ortaya serdiği yeni koşulları, dar maksimalist çıkarlar için fırsat değil, karşılıklı kabul edilebilir bir antlaşmaya varmak zeminini geliştirmek için değerlendirmek gerekir. Kamuoyu da bunun için akıl eksersizine ağırlık vermelidir. Diplomatik yaratıcı siyaset...  

YORUM EKLE

banner456

banner474