banner564

1967’de Bizi Böyle Paylaştılar

1960 – 63 döneminde yaşanan iç çatışmalar, ABD’nin Kıbrıs ile ilgili politikalarında önemli değişimler yaşanmasına neden olur. ABD için bu andan sonra adadaki en uygun statüko, yönetimi ve üslerin kontrolü açısından bölünmüş bir Kıbrıs olacaktır. Ayni zamanda bir CFR üyesi olan dönemin ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1964 yılında Kıbrıs’ın bölünmesine ilişkin ilk ciddi ve resmi Amerikan planını yürürlüğe koyar. 
Acheson bu planı taraflara sunmak ve ortamı yoklamak amacıyla Türkiye ile Yunanistan’ı Cenevre’de bir toplantıya çağırır. Bu plana göre, Kıbrıs Cumhuriyeti iki parçaya ayrılıp ayni zamanda NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında bölüştürülecektir. 
Mayıs 1964’te Haig’deki NATO Dışişleri Bakanları toplantısında bir plan görüşmeye açılır. Bu plana göre ‘Kıbrıslı Türkler bir coğrafik bölgede toplanacaklar, Kıbrıslı Rumlar ise başka bir bölgede. Kıbrıslı Türkler’e verilecek toprak alanı %38 oranında olacak, 20-25 bin aile yer değiştirecek ve iki bölge arasındaki sınır ise kuzeybatıdaki Yayla’dan başlayıp Lefkoşa’nın ortasından geçtikten sonra Mağusa’da sonlanacaktır’ . 1974 sonrası çizilen hattın neredeyse aynısının daha 1964’te NATO’nun bir planında yer aldığını görüyoruz.
Acheson Planı, ABD çıkarlarına hizmet eden ve gerçekleşmesi ciddi şekilde arzulan bir projeydi. Adanın ABD menfaatlerine dayalı olarak bölünmesine karşı çıkan baba ve sonradan oğul Papandreu için CIA düğmeye basar ve 1967 yılı yaklaştığında onları iktidardan uzaklaştıracak planlar içerisine girer. CIA’nin 1952 yılından beri maaşlı bir elemanı olarak çalışan ve ayni zamanda Yunan Ordusu’nda Albay olan Papadopulos bu amaçla devreye sokulur. Papadopulos, 21 Nisan 1967’de kendisi gibi albay olan bir grup arkadaşıyla askeri darbe yaparak Papandreu’yu iktidardan indirir. Yunanistan’da yönetim artık CIA destekli Albaylar Cuntası’nın eline geçer. 
CIA’nin etki ve güdümü altındaki Papadopulos liderliğindeki Askeri Cunta, yönetimi devraldıktan hemen sonra Papandreu tarafından reddedilen Acheson Planı’nı tekrar görüşmek üzere Eylül 1967’de Türkiye ile masaya oturur. ABD’nin istekleri doğrultusunda hareket eden Albay Papadopulos, Türkiye’ye bir üs karşılığında adanın geri kalan kısmını Yunanistan’a bağlamayı teklif eder. 
Türkiye Başbakanı Demirel ise bu teklifi ancak, kendilerine Adada “2 Üs ve %10 Toprak Parçası” verilmesi koşuluyla kabul edebileceklerini söyler. Yani Demirel yaptığı bu karşı teklif ile Adanın %90’ının (İngiliz toprakları hariç) Yunanistan’a bağlanmasını kabul eder. Yunanistan ise Demirel’in bu teklifini ilk nazarda kabul etmemekle birlikte ipleri koparmaz ve tarafların konuya bir çözüm bulmak amacıyla çaba göstereceklerini temenni ederek görüşmeyi sonlandırırlar. 
Bu görüşmenin neticeye varamaması ve Yunanistan’ın adayı kendine bağlama isteğinin gerçekleşmemesi üzerine Türkler’e gözdağı vermek için Yunan Cuntası’nın adadaki temsilcisi olan Grivas emrindeki Yunanlı askerlerle birlikte Kıbrıslı Türkler’e yönelik şiddetli saldırılar yapılır ve kan akıtılır. Makarios’un otoritesi dışında gelişen bu olaylara Türkiye çok sert tepki gösterir. Türkiye’nin tepkisi karşısında Grivas, emrindeki 10.000 kişilik Yunan Birliği ile birlikte adayı terk edip Atina’ya geri dönmek zorunda kalır. CIA odaklı Yunan Cuntası’nın etkisiyle hareket eden Grivas’ın adadan ayrılmasıyla Makarios derin bir nefes alır. Çünkü her zaman kendisi ve iktidarı için yakın bir iç tehdit oluşturan Grivas’tan bu olay neticesinde bir an olsun kurtulmuş oluyordu.
Makarios, olası bir CIA odaklı bir darbeden ve keza olası bir suikastten kendisini korumak ve siyasi pozisyonunu sağlama almak amacıyla bir taraftan taktik icabı ABD ile yakınlaşırken; diğer taraftan da içteki faşist tehlikeye karşı önlem olarak sol güçlerle arasını iyi tutmaktaydı. Başpiskopos Makarios, ABD ile yakınlaşma içerisine girerken ayni zamanda dış siyasette Komünist SSCB ve Nasır gibi bağlantısızlarla da yakınlığını sürdürmeye devam etmekteydi. Kendisi komünist bir ideolojiye hiç yakın olmamasına rağmen Makarios, Kıbrıs’ta  Faşist Yunan Cuntası’nın etki alanında olan aşırı sağcılara karşı AKEL’e yakın ve sempatik bir duruş sergilemek zorundaydı. 
ABD, Makarios’un bu komplike ve kendilerine göre iki yüzlü siyasi duruşunu iyi bilmekte ve onu Amerikan çıkarlarını koruma açısından güvenilir bulmamaktaydı. O yüzden Makarios’a yönelik yapılan birçok suikast girişiminin altından CIA’in plan ve desteği ile hareket eden Yunan Cuntası ile Grivas çıkmaktaydı.
YORUM EKLE

banner608

banner473