banner564

AB ekonomik kriterleri ve KKTC’nin yüksek kamu borcu

   Maastricht kriterleri, AB’ye üye ülkelerin Ekonomik ve Parasal Birliğe katılabilmeleri için gerekli şartları belirlemektedir. Kopenhag kriterleri ise AB’ye tam üyelik koşullarının esaslarını belirlemektedir. Ancak biz işin ekonomik boyutunu irdeleyeceğimiz için ülkemizin ekonomik açıdan birlik kriterlerine ne kadar uyumlu olduğunu analiz edeceğiz. 9-10 Aralık 1991 tarihinde imzalanarak 1 Ocak 1993'de yürürlüğe giren Maastricht Anlaşmasında Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) aşamaları, bu süreçte izlenecek ekonomik ve parasal politikalar ile bunların gerektirdiği kurumsal değişiklikler ayrıntılı olarak düzenlendi. Bu kriterler aynı zamanda finansal krizlerin öngörülmesini sağlayan ve erken uyarı sinyali veren ekonomik göstergeler arasında önemli bir role sahiptir. AB’nin belirlediği kriterler aşağıda belirtilen 5 madde kapsamında bulunmaktadır; 
• Toplulukta en düşük enflasyona sahip (en iyi performans gösteren) üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile, ilgili üye ülke enflasyon oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.
• Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sine oranı %60’ı geçmemelidir.
• Üye ülke bütçe açığının GSYİH’sine oranı %3’ü geçmemelidir.
• Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibarıyla, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmayacaktır.
• Son 2 yıl itibarıyla üye ülke parası diğer bir üye ülke parası karşısında devalüe edilmiş olmamalıdır.
 
Aşağıdaki tabloda görüleceği üzere yapılan analizler sonucunda Türkiye’nin belirlenen 5 ekonomik kriterden ikisine KKTC’nin ise sadece birine uyum sağladığı gözlemlenmiştir. Sınırların altında olan tek kriter bütçe açığımızın toplam gelirlerimizin arasındaki payının düşük seviyelerde olmasıdır. Bu payın azalmasında hiç şüphesiz ki Türkiye’den gelen hibe ve kredilerin rolü bulunmaktadır. 
  Enflasyon oranları, TL’nin Euro karşısındaki kötü performansı ve faiz oranları Avrupa Birliği sınırlamalarının hayli üstünde kalmıştır. Bunun yanı sıra kamu borçları Türkiye’de kriter sınırlamalarının hayli altında kalarak sağlıklı bir borç yönetimi sergilediği, KKTC’nin ise kriter sınırlarının neredeyse 3 katı üzerinde % 173 oranında seyrettiği müşahede edilmektedir. Devlet Borcu kalemi altında T.C. Kredileri, Emekli Sandığı, İhtiyat Sandığı ve Kooperatif Merkez Bankası kaynaklı borçlar yer almaktadır. 
  Güney Kıbrıs’ın kamu borç stokunun Gayri Safi Milli Hasıla’sına oranı da 2013 yılı Yunanistan krizi sonrasında AB sınırlamalarının bayağı üzerinde çıkmış ve 2016 finansal yılının sonunda % 107,80’e tekabül etmiştir. Dolayısı ile bizim kamu borcumuz finansal kriz boyutunun çıktığı noktanın bile üzerinde seyretmektedir. Olayın boyutunu basite indirgemek için yıllık kazancınızın 3 katı borcunuz olduğunu ve ilerisi için getirisi olan bir yatırımınızın olmadığını düşünmeniz yeterlidir. 
  AB’ye arka kapıdan da olsa girebilmemiz halinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nde (Güney Kıbrıs) olduğu gibi para birimi istikrarı, faiz oranları ve enflasyondan muzdarip olmaktan biz de ağırlıklı şekilde kurtularak AB standartlarındaki oranlara yanaşabiliriz. Böylelikle devlet borçları haricinde diğer kriterlere otomatikman ani ve seri şekilde uyumlu hale geliriz. Ancak kamu borç stokunu minimize etmek ve borç stokunu yönetilebilir bir hale getirmek amacı ile çok daha fazla efor harcamamız gerekecektir. Ekonomi ve Enerji Bakanı Sn. Sunat Atun iç borcun ödenmesine yönelik çalışmalar olduğunu ve 540 milyon gibi bir miktar kaynak hedefi bulunduğunu beyan etti. Buda toplamda 16 milyar TL olan Kamu Borç Stokunun yalnızca % 3,36’sını karşılamaktadır. Dediğim gibi her halükarda çok fazla efor harcamamız gerekecektir. 

YORUM EKLE

banner471

banner473