Annan Planı’nın referanduma sunulmasının 22’nci yılında Kıbrıslı Rumların ‘Hayır’ını ve tek başına AB üyeliğini tartışıyoruz ama o dönemde bizlere tavsiye edilen önlemleri unutuyoruz…
Halbuki; hem AB hem de BM yetkilileri bizleri birçok konuda uyarmış “önlem alınız” demişti…
En başta mezbahalar konusu…
Kıbrıs’ın güneyinde 160 civarında mezbaha vardı…
Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusu yapıldıktan sonra, uyum yasaları ve tüzükleri gündeme geldi…
AB “tüm mezbahaları kapatıp, iki tane yeni inşa edeceksiniz” dedi ve güneydeki yönetime mali yardımda bulundu…
İki tane modern mezbahanın inşası sonrasında diğerlerinin kapılarına kilit vuruldu…
Özellikle köylerde kısa süreli eylemler yapıldı ama herkes AB kurallarına uymak zorunda kaldı…
Son 21 yıldan bu yana güneydeki hayvanlar veteriner kontrolü altında kesiliyor ve mühürleniyor…
Tüketiciler güvenilir bir şekilde ete ulaşıyor…
Bir de kuzeydeki duruma bakalım…
İddiaya göre; ülkemizde 68 civarında mezbaha vardır…
Bunların çok büyük bir kısmında veteriner kontrolü olmadan kesim yapılıyor…
Büyük belediyelerde veteriner olmasına karşın, onların da gerekli kontrolü sağlayamadığı konusunda bilgiler alınıyor…
Yani, kuzeydeki tüketiciler yediği etin sağlıklı olup olmadığını bilmiyor…
Hayvanlarda hastalıkların gündemden düşmediği bir ülkede kontrolsüz kesim yapmak, insan sağlığını ciddiye almamak demektir…
Ne var ki; başkent Lefkoşa’da büyük paralar harcanarak inşa edilen modern mezbaha bir türlü devreye giremedi…
Belediye, zarar edileceği gerekçesiyle işletme sorumluluğundan kaçtı…
İki kez kiralandığı halde, özel işletmeciler de başarılı olamadı…
Ve milyonlarca lira harcanarak inşa edilen binaya kilit vuruldu…
Bizim becerimiz ve yönetme kapasitemiz işte bu kadar…
Bir mezbahayı, bir çöplüğü yönetemeyen insanlar olduğumuzu unutarak, diğer tüm sorunların çözülebileceği hayaline kapılıyoruz…
Ve böylece kendi kendimizi kandırıyoruz…
Hem ‘ezici bir çoğunlukla’ AB üyeliğine ‘evet’ diyoruz…
Hem de AB kurallarını tanımak istemiyoruz…
Rumların ve yabancıların karşısında sürekli alay konusu oluyoruz…
Üzücü bir durum…
Dikilitaş siyasetiyle bir oyun kurduk kendimize…
Oyuncular ve oynatılanlar, güneydekiler tarafından ciddiye alınmıyor…
Kıbrıs’ın kuzeyinin gerçek durumu maalesef budur…
Parmağımızın arkasına saklanmadan gerçekleri görebilirsek; belki bir kurtuluş veya kıpırdanma olabilir…



Sayın Akar , Çemberin her geçen gün daraldığı KKTCyi kurduk kuralı ben yaparım olur deyip Ülkemize Yatırım için gelen Yanancılara Yatırımcılara Avrupalı Turistlere İngilizlere Londralı Türklere Uluslararası Hukuk dışında Yapmadığımız Kalmadı ! Bugün Elektriksiz ve Susuz olan Pahalılıktan ve pislikten girilemeyen ve tutulacak yeri kalmayan KKTCde Yatırımcıları Turistleri İngilizleri Mumla arar olduk ! Yıllardır boyumuza bakmadan beceriksiz Yöneticilerimiz neticesi Dikili Taş önünde Dünyaya meydan okumaktan başka ne yapabildik ki ! Var olanı Yok edip Tam Takır Sırı Bakır kalan KKTC ile olası bir Referandum’da Rumlar da dahil Dünyada Kim Borç batağına Sapmış KKTCnin bugünkü vahim Haliyle Birleşmek veya Ortak olmak istesin ki ! AB Ülkeleri Liderlerinin Kıbrıs Cumhuriyeti Güney Kıbrıs’tan Dünyadan kopmuş KKTCye VARELLER arasından bile Bakmaya Tenezzül etmemelerinin nedeni ne acaba !