banner564

Bazı kimseler değer kaybediyor

İnsanlık tarihi belirli dönemlerde salgın hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. İnsanlığın mücadele etmek zorunda kaldığı salgın hastalıkların en etkilileri arasında veba, kolera, tifüs, çiçek, ebola ve grip yer aldı.
Üç kıta arasında yer alan Kıbrıs Adası’nın, ticaret gemilerinin uğrak yeri olması nedeniyle, Asya kıtasında görülen salgın hastalıkları önce Adaya sonra da Avrupa’ya aktardığı düşünülmekteydi. Bu nedenle adayı ziyaret eden yazarlar, yazdıkları yazılarında Kıbrıs Adası’ndan sağlıksız bir ülke olarak bahsetmektedirler. 
Kıbrıs’ın salgın hastalık tarihi ile ilgili kısa bir araştırma yaptığımızda, araştırmacı yazar Dr. Nazım Beratlı’nın çalışmalarının konuya ışık tuttuğunu görmekteyiz. Yazarın çalışmalarına göre Kıbrıs tarihinde yer alan çeşitli salgın hastalıklar, Osmanlı döneminde iki liman kenti olan Larnaka ve Limasol’da kurulan karantina idaresi ile kontrol altına alınmaktaydı. Yazar ayrıca Adaya İngiliz yönetiminin gelmesi ile salgın hastalıkların ortadan kalktığını da belirtmektedir.
Bir ada ülkesi olmamızın dezavantajları olduğu gibi avantajları da vardır. Salgın hastalıklar söz konusu olduğunda avantajlı olduğumuz görülmektedir. Çevremizin denizlerle çevrili olması bizi bir anlamda korumaktadır. Ancak üç kıta arasında ve üç kıta ile temas halinde olmamız, bu kıtalardan kaynaklanan salgın hastalıklardan etkilenmemize yol açmaktadır. Dikkatlice düşünüldüğünde coğrafyamızdaki ilk vakanın nerede ve nasıl tespit edildiğini herkes bilmektedir.
Bu büyük salgın elbette sona erecektir. Aynen insanlık tarihindeki diğer salgın hastalıklar gibi… Ancak birçok kesimin hemfikir olduğu nokta ise birçok şeyin artık eskisi gibi olmayacağıdır. Bu salgın özellikle ekonomik yönden bütün dünyanın yeniden düşünmesine vesile olacaktır. Kalkınmış ülkeler çok ciddi rakamlarla ekonomik önlem paketleri hazırladılar. Ayrıca ciddi sigorta sistemleri olan ülkelerde çalışanların hakları güvence altına alınmıştır. Buradan da şu anlaşılmaktadır. Kalkınmış ülkeler böylesi olağanüstü durumlar için önceden çalışmışlar ve kendi şartlarına uygun durum planlarını hazırlamışlardır. Yoksa böylesi yüksek miktarlarda ekonomik paket hazırlamaları mümkün olmazdı.
Bizim coğrafyamızdaki durum ise kötünün iyisi durumundadır. Bunu şu anki yönetim için söylemiyorum çünkü yönetimde kim olursa olsun durumumuz kötünün iyisi olacaktı. Bildiğiniz üzere hiçbir konuda ülkesel eylem planımız olmadığı gibi salgın hastalıklar için de bir planımız yoktu. Dolayısıyla alınan önlemler gelişen vaka durumuna ve sayısına göre alınan kararların uygulanmasıdır. Bugün yönetimde kim olursa olsun aynı şekilde hareket etmek durumunda olacaktı. Ancak alınan tedbirlerde sorulacak olan soru şöyle olmalıdır; bugün alınan tedbir amaçlı alınan uygulamalar, salgın sonrasında ülke kaynaklarının verimli kullanılmasına olanak sağlayabilecek mi? Ülke kaynaklarının kısıtlı olan coğrafyada bu elzem bir durumdur. 
Coronavirüs salgını ile ilgili en can sıkıcı şey virüs hakkındaki bilinmezliklerdir. Virüsün henüz nasıl tedavi edileceği bilinmezliği ortada iken dahası ne kadar yayılacak, ne kadar sürecek, ne kadar insan ölecek sorularının cevapsız kalması herkesi düşündürmektedir. Kabul görür mü bilmem ama bu salgın hastalığın bir diğer yüzü de insanlara ayna tutmaktadır. Gerçekte kim olduğumuzu ve birbirimize karşı olan ahlaki tutumlarımızı gösteriyor. Kimlerin dayanışma, kimlerin çıkar peşinde olduğunu virüs sayesinde daha iyi görüyoruz.
Herkese güzel bir hafta dileklerimle, iyi pazarlar.

YORUM EKLE

banner471

banner474