Kıbrıs Rum tarafı, kuzeydeki mülklerin yabancılara satışını önlemek amacıyla bir süredir ‘tutuklama’ emirleriyle Türk tarafına ciddi korkular veriyor…
Önce İsrailli işadamı Simon Aykut…
Ardından Alman vatandaşı Eva Künzel ve Ukraynalı iki kadın…
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in adayı ziyaretine saatler kala ilk defa bir Kıbrıslı Türk’ün, eşdeğer mülk satışından tutuklanması oldukça düşündürücüdür…
Diplomatik görevi olan Yasa Yeşilada’nın ‘Eş değer’ koçanlı mülkü bir Alman vatandaşına satması gerekçe gösterilerek tutuklama kararı çıkarılmasına kuzeyden beklenen sert tepkilerin gelmemesi de dikkat çekicidir…
Halbuki; eş değer adı altında mülk dağıtımı ve alıp, satılmasının sorumlusu ne Yasa Yeşilada’dır, ne de on binlerce insan…
Rum mülklerinin yağmalanmasını kimse savunmuyor…
Fakat savaş sonrasında nüfus mübadelesinin yapılmasının ardından Rumların güneydeki bazı Türk arazilerinin üzerinde havaalanı, mezarlık, okul, yol, askeri üs, hastane, oyun parkı, restoran yaptığını herkes biliyor…
Diğer Türk arazilerinin kiralanmasında meydana gelen rüşvet meselelerini de herkes biliyor…
Ne var ki onlar Türk arazilerini kiralarken, herhangi birine tapu vermediler…
Uluslararası hukuk kurallarını uygulayarak kendilerini uluslararası hukuk önünde ‘savunabilir’ bir duruma getirdiler…
Kıbrıs’ın kuzeyinde ise, ilk yıllarda Rum mülklerine tapu verilmedi…
Güneyden gelenlere ve diğer ihtiyaçlı insanlara ‘tahsis belgesiyle’ ikamet ve kullanım hakkı verdiler…
Buraya kadar her şey normal…
Fakat; ilerleyen yıllarda “artık geriye dönüş yoktur” düşüncesiyle ülke yönetenler, Rum mülklerini kullananlara koçan (tapu) vermeye başladılar…
Binlerce insan ‘eş değer koçanlı’ mülkü satarak para kazandı…
Binlerce insan ‘ileride sorun yaşayacağını’ düşünmeden bu mülkleri satın aldı…
Onlar kendi liderlerine ve Türkiye yetkililerinin verdiği desteğe güvenerek adım attı…
Gün gele kendi devletleri tarafından savunmasız bırakılacağını düşünen olmadı…
Hala bugün oldu Rum arazileri üzerinde inşaat yapımına ruhsat veriliyorsa, bunun ana sorumlusu inşaat izni alan mı, yoksa veren midir?..
Bu soruya da birilerinin açıklık getirmesi gerekiyor…
Özetlemek gerekirse, eş değer mal sorunu kişilerden daha çok Kıbrıs Türk yönetiminin sorunudur ve devletin sorumluluğundadır…
Bu sorunu ortadan kaldırmak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bizlere altın tepsi içinde sunulan fırsatı değerlendiremedik…
Ve yönetimin yarattığı ‘yasa dışılığın’ bedelini insanlar ödemeye başladı…
Nereden bakarsak bakalım kabul edilemez bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz…
Müzakerelere yeniden başlama düşüncesi varsa, mülkiyet tutuklamalarının durdurulması ve bu sorunun Crans Montana’da uzlaşıldığı şekilde çözümü için adım atılması doğru olandır…
Crans Montana’da varılan anlaşmaya göre; olası bir çözüm sonrasına kurulacak olan 4 kişilik mülkiyet mahkemesine ilk başvuru hakkı ‘gerçek mülk sahibine’ veriliyor…
Gerçek mülk sahibi ile şimdiki kullanıcı arasında ‘takas, iade veya tazminat’ anlaşmasına fırsat yaratılıyor…
Kıbrıs Türk yönetimi, mülkiyet sorununu masada çözmeli ve kendi yanlışlarının bedelini kişilere ödetmemelidir…
‘Eş değer’ kimin suçu?..
- 28 Temmuz 2026, 08:55
- 106
YORUM EKLE
Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi
YORUMLAR
Magusalı - 9 saat Önce
Eşdeğer suç değildir. Kara parayı bu ülkeye getirmek için yapılan yasalar ve uygulamalar suçtur. Kara para aklayanlar da belli. Adına sıcak para deniyor. Para uğruna ülke satılıyor. Bunu yapanlar da büyük işadamı diye el üstünde tutuluyor.
Magusalı - 8 saat Önce
Kırmızı bültenle aranan bu işadamları bir gün bu ülkenin başına bela olacağı belliydi. Biz işimiz olsun diye siyasilere gidiyoruz tabi mecburiyetten. Ancak siyasiler bu işadamlarının ayağına gidiyor. Niçin gidiyor?
Atlantik - 8 saat Önce
Sapla samanı Karıştırmayalım ! Uluslarası Hukukun dışındaki KKTC’de Gerçek Mal sahibine parası ödenmeden Başkasının Malını Koçanlayıp Satmanın Savunulacak hiçbir bir Tarafı Yoktur ! Bu Bir Hırsızlıktır ve Bu Bir Suçtur ! Güney Kıbrıs’taki Kıbrıslı Türk Malları ise Koçanlanıp Gelene gidene Satılmadı ‘ AB Üyesi Güney Kıbrıs Uluslararası Hukuk dahilinde Türk Mallarını sadece Kiralayıp az veya Çok Kira bedelini Banka hesabına yatırılmaktadır , istimlak edilen Bir kısım Kıbrıslı Türk Malları için ise Toprak bedeli yine Banka hesabına yaptırılmıştır ‘ Gerçek olan KKTCdeki Rum Malları gibi AB ve BM üyesi Güney Kıbrıs Aldık Bizimdir deyip Türk Mallarını Uluslarası Hukuk dışında Koçanlayıp Satmıyor ! Bu konuda KKTCde yağmalayıp Sattığımız Rum Mallarının Parası Mal Sahibine ödenmeden Savunulacak hiç bir tarafı yoktur ! Nüfus değişikliği veya Kıbrıs Sorunu arkasına saklanmakla KKTCde işlediğimiz Mülkiyet Suçundan ise kurtulabilmemiz mümkün değildir ! Bugüne kadar Uluslararası Hukukun KKTCye verdiği TMK’nunu Şerefiye vergisi ile niye çalıştıramadık acaba ! Bir zamanlar Programlarında Sayın Reşat Akarın Başımıza Taş düşmeden TMK’nunu çalıştırın Şerefiye vergisini geçirin Sözleri boşuna mı söylenmiş yani ? Ben yaparım olur Ülkesi KKTCde işlediğimiz Suç neticesi ile Uluslarası Tutuklamalar artarak devam edecektir ‘ Tüm Sektörlerimizi çökerttiğimiz gibi ise Emlak ve İnşaat Sektörümüzün de çöküşü maalesef kaçınılmazdır
Bir zamanlar Güzel Yurdu ( Omorfoyu ) bir çırpıda £500 milyon Sterline Satın alabilen KKTC bugün bu para ile KKTCdeki bir Rum Mahallesini bile alamaz duruma düşmüştür !
Malına Geleni Ayağından vururum diyen KKTC için bugün ‘ Ayikla Pirincin Taşını TRNC demekten başka ne diyebiliriz ki ?
Öz - 5 saat Önce
Rahmetli babam “Kim Gavur malı tutuyorsa, hırsızlık malı tutuyor demektir “ derdi Eşdeğer kime ve neye göre eşdeğer. Rum tarafında mal bırakmış da şu yapılmış, bu yapılmış. Hepsi hikaye. Güneyde bırakılan Türk mallarının değeri artmış ise sebebi güney ekonomisidir Değerlenen de topraktır Günümüz standartlarına göre bırakılan evler düşünüldüğünde “astarı yüizünden pahalıya gelir “ Güneyde bırakılan mallar 450 bin dönümdü Satabilen satıyor zaten Rumlar kuzeyde 1.5 milyon dönüm bıraktılar veya bırakmaya zorlandılar. 1 milyondan fazla dönüm toprak kimler aldı? Bu mesele bağırıp çağırmakla, atıp tutmakla çözülmez. Ancak iki tarafın uzaklaşması ile çözülebilir. Bu da bir anlaşma ile olur



Sayın yazar. Savaş oldu, hayat devam ediyor. İlk göçler 1958, ikinci göç 1963, 1964 ve son göç 1974. Ben de göç edenim. 52 yıl Rum’un keyfini mi bekleyecektik.